30 Ocak 2012 Pazartesi

artık ayağa basmasak??

evlenirken artık şu ayağa basma geyiğinden vazgeçebilir miyiz??
hem komik diil, hem de çok itici..
yukarıda görmüş olduğunuz görsel tamamen temsilidir..
zaten bu ayakkabıyla evleniosanız da isterseniz damadın ayağına basabilirsiniz falan, zira içinde bulunduğunuz konjonktürde iflah olmayacağınız net olduğundan size herşey serbest..

en temel gelin hatalarına düşmeyelim, düşenleri uyaralım..

önemli not: gelinin karedeki tek kadın olarak damadın arkadaşlarıyla düğünden önce çekilen "muzip" fotoğraflarına da karşıyım ama oraya sonra gelicem..

pazartesilerden hiç hoşlanmam..
tepkiliyim..

MyMujjjj

20 Ocak 2012 Cuma

çok arada bir nesiliz çok..

karar verdim çok arada kalmış bir jenerasyonuz biz..
yani ne 70'lerde doğmuşuz ne de 90'larda..
70'lerde olsak metalden nasibimizi alırdık, 90'larda doğsak hayatımızda bir justin bieber olurdu (hoş benim hayatında justin yine var, çok seviyorum onu, canım benim)
ama öyle belirsiz, öyle arada kalmış bir haldeyiz ki kendi içimizde bile sürekli bi gel-gitler, ben aslında kimimler yaşama halindeyiz..
şunu benimle yaşıt (28,5'tan 29) herkes bir kere yaşamıştır..
okul servisinde arkadaşların altay, ibo, mirkelam, mustafa sandal falan dinlerken; okuldan geldiğinde evde abin metal dinler.. ve sen aslında hangisine ait olduğunu bilemezsin..
"ulan abim dinlio, kötü bişi olsa dinlemezdi heralde, koskocaman abim yani" diye düşünürken diğer yandan da mustafa sandal'ı arkadaşların dinliyo, onlarla ortak sohbete dahil olmak için onu da ihmal edemezsin falan..
bu biiiiirrrrr..

ikincisi..
bizim jenerasyonumuzda neredeyse herkesin annesi ev hanımı, yani aslında genellikle evde ev yemeği pişer ve akşam ailece sofraya oturulur..
ama aynı anda da hayatımıza giren bir "sex and the city" gerçeği var ki, hooooopppp dilemma volume 2!!
ve işte ben bu ikilemi hiç aşamıyorum örtmenim..

mesela bugün cuma!!
bu akşam bir yanım "eve gidip zeytinyağlı bir yemek yapiyim, sağlıklı besleniyim" derken, diğer yanım da "off cuma cuma ne gezer, ne dansederim la ben" diyor..
ve sürekli bir carrie bradshaw ve feriha arasında gidip geliyorum....

hadi 1.sorunu büyüdükçe aştım ama bunu ne zaman aşıcam, hatta aşabilicek miyim hiç bilmiyorum..

ve işte rol modellerim..
VS

19 Ocak 2012 Perşembe

kanayan yaramız: topuz

türk kuaförlerine sesleniyorum!!
herkes makasını, yuvarlak fırçasını (fön demiyorum, fönü çırak tutuyo zaten, o föne devam edebilir) bıraksın ve bana kulak versin..

malesef yurdumda topuz yapabilen kuaför YOK!!!!
illa bi sağdan soldan saçları dağıtıcaksınız, yanlardan bukle bukle salıcaksınız, briyantin, sprey, köpük, jöle ne varsa sıkıp sımsıkı ve pırıl pırıl ve yapış yapış bir halde 80'ler TRT sahne dekoru haline getiriceksiniz dimi??

sizin yüzünüzden düz, sırtı açık gece elbisesi almaktan korkuyorum ve katılmam gereken kaç tane açılış, davet, kokteyl, düğün ve sünnet kaçırıyorum haberiniz var mı sizin??

aşağıdaki topuzları yapabilen kuaförü bulduğum gün maaşa bağlıcam..



in sienna we trust!!
sienna'yı sevmeyen bizden değildir..

MyMujjjj

17 Ocak 2012 Salı

festival filmi yapiyim diyorum..

işte şimdi türkiye'de "sadece" festival filmlerini izleyen, hiç dizi izlemeyen ve ünlüleri de hiç tanımayan canım hipster'ları uykusundan hoplatacak bazı açıklamalar yapacağımdır ehueheuueh :))
"acun muaaaa?? o da kim?? yoo hiç türk dizisi izlemiyoroam, daha çok belgesel ve de tru blad izliyoroam"
eheeheue çok tatlısınız.. yavrularınızdan alıcam, söz..

herneyse..
dünkü siyad ödül töreninden sonra niyet ettim, niyet eyledim festival filmi yapmaya..
sonuçta bu filmleri yapmak için en temel 2 malzeme var..
1-çok durağan ve sıkıcı bir konu!! hiç sorun değil, hatta en kolay malzeme bu.. karda günlerce yürüyen farklı etnik kesimlerden insanları biraraya getirsem, arada da biraz edebi konuştursam falan olur bence.. hatta konuşturmasam daha iyi olabilir.. karda yürüsünler dursunlar..
çok iyi oldu bence şimdiden.. demek üstünde biraz çalışsam kopup gidebilirim..
2-tozlu kazak.. en ama en önemli malzememiz de bu zaten.. filmi yazmaya başladığınız günden, ödül almaya sahneye çıkana kadar üstümüzde olması gereken kahve-siyah tonlarında tozlu mu tozlu, sıkıcı mı sıkıcı bir kazakla alamayacağımız ödül, kazanamayacağımız yarışma yok denecek kadar azdır..
ve de unutmayın sanki dilimizi yeni öğrenmiş gibi az konuşup, çok mesaj vermek de popüleritemizi kat be kat artıracaktır..
ayrıca verdiğimiz mesajların sosyal içerikli olması da daha sofistike görünmemize yardımcı olacaktır.
Örneğin tutuklu gazeteciler konusu çok verimli bir konudur, bu konuda ne desek gideri olur..
ya da tamamen saçmalayadabilirsiniz.. sahneye çıkıp inanılmaz mahçup şekilde ödülü alıp, göz temaslarından kaçınarak "saolun" diyip inebilirsiniz de..
bu zaman da inanılmaz akılda kalıcı ve izleyici nezninde "olm herifin kafası uçmuş" mertebesine ulaşabilirsiniz..

bu arada da yurtdışındaki festival yönetmenlerine bir ara bakmanızı ve aradaki 67 farkı bulmanızı rica edicem. hatta daha fazlasını da bulabilirsiniz ama bence 67'de bırakın..

haydi şimdi herkes senaryosunu bir sana kulakçığına yazıp bana göndersin.
adresim:
cimcim sokak, merkez cami karşısı, küçükesat/ankara

mektuplarınızı bekliyorum..
MyMujjjj

türk haberciliğini geri götüren bazı haberler..

türk haberciliği malesef bazı klişelere takılmış durumda..
her fırsatta yılmadan, usanmadan aynı haberleri yapıyor, yapıyor, yapıyor, yapıyor....
ama bu bilinçsiz ısrarlarını da takdir etmemek elde değil..
işte bu klişelerinizden sadece bazıları sevgili haber böcekleri (bu böcek lafıyla da sempatinizi kazanmaya çalışıyorum?!?!) ;

1-istanbul kara teslim oldu!!
her kar yağdığında bu sıkıcı haberi yapıp, düşen, kalkan, kayan, araba iten madur insanlar göstermekten sıkılmadnız dimi??
haberin asıl amacı da aslında bu dimi??
gerçekten bu haberin önemini bu kadar vurgulamak isteseniz bunların yerine gerçekten karı gösterip bırakırdınız bence..
2-istanbul sele teslim!!
burada da benzer bir durum söz konusu, yağan yağmura odaklanmak yerine şemsiyesi kırılan/ters dönen insanlar, uçan şemsiyesini kovalayan telef insanlara odaklanıyosunuz, çoğayıp ediosunuz söyliyim..
3-ramazan ayında nasıl beslenmeliyiz??
bundan da sıkılmadınız dimi?? islamiyetin kabulünden beri aynı haber ve aynı öneriler.. bi yenileyin kendinizi yaa..
sahurda çok yemek yemeyim, hafif ve gün boyunca sizi susatmayacak gıdalar tüketin.........
seneye "ramazanda ne yiyelim" haberini ben yapabilir miyim?? çok ciddiyim, lütfen, ölümü görün bakın yapiyim.. teşekkürler..
4-kurban bayramı cinayetinin görselleri.. burada şaka yapamicam malesef.. her kurban bayramı müslümanlığımdam utanıyorum o otoyolda koşan inekleri gördükçe.. çok üzücü çok.. ve sanki normalmiş gibi yıllardır bunları gösterdiğiniz için de insanlar tarafından alışılmış bir hale geldi.. keşke efendi gibi habercilik yapsanız da bunların aslında ne kadar utanç verici ve olmaması gereken görüntüler olduğunu aşılasanız.. ama öyle olursa da size haber olmaz dimi??

bakın yine sinirlendim işte..
ama baktığınızda günlerdir de sakindim sevgili okurlar..

bugün biraz rahatsız olduğumdan kelli aranızdan ayrılıyorum..
ama yukarlardan biryerden de size bakıp gülümseyeceğim ehueuehue..

haberleri izlemeyin, bana sorun, ben anlatırım..
sevgiler,
MyMujjjj

13 Ocak 2012 Cuma

toskana'da bir öğlen-its like woow!!

genellikle gittiğim mekanlarda yan masayı pek dinlemem, dinleyemem, zira zaten ciddi bir fokus problemim olduğundan kendi masamın muhabbetini ancak takip edebilirim, hatta kendi masamdan bile bazı bazı koptuğumu söyleyenler var?!?!
aahhmmmm weirdooooo!!
şu anki yüz ifademle ilgili görseli aşağıda bulabilirsiniz:
ancak bazen kendi masamda sohbetin durduğu noktada çok dibimde başka muhabbetler oluyorsa noluyo diye bakarım..
bugün de eltimle gittiğimiz bebek kahve'de pardon kavede (!) (kahve dediğim için özcan abi tarafından ayar verildim 15dk kadar önce) uzun zamandır en iyi yan masa sohbetine tanıklık ettik..
öyle ki kendi sohbetimizi bıraktık, full oraya konsantre olduk..
hedefimizde ciks mi ciks bir teyze ve sanatçı yeğeni zeynep ve zeynep'in kolu sakat köpeği yoko vardı..
yoko masanın bir bireyiydi.. yoko'yla ilgili sohbetler, karakter analizleri havalarda uçuyodu..
"yoko ne istediğini çok iyi bilen bir köpek"
"yoko hayatına girince herşey ne kadar değişti değil mi"
"yoko her gün yoğurt yer"
"yoko'nun tüyleri yaza kadar uzamış olur"
"chiwauva'lar da güzel ama yoko'yla iyi geçinemiyorlar"
ve altın vuruş-hatta jackpot da diyebiliriz zeynep'lerin dilinde:
"yaa herşey iyi ama babam bir türlü yoko'yla konekt edemio"
o ne olm ohaaaaaaaaa
hahahaahhahahahahahahahaha
çok seviyorum bu sürekli kendini ingilizce ingilizce ingilizce ingilizce ifade eden insanları..
bunlar kesin bu rip'cilerle aynı tayfa..
ya hayvan sevgimi beni tanıyanlarınız bilir, hatta her zaman hayvanları insanlardan çok sevdiğimi savunurum..
ama bu karakter ve anlam yüklemenin da hastasıyım..
manyak mısın yaa baban koca adam yoko'yla neden "konekt" etsin yaa.. ayrıca ne gibi bir komunikasyon beklentin var ki??
mesela yoko'yla haftasonu başbaşa kalabilecekleri bir yerlere mi gitsinler??
ya da topu yoko atsın, baban getirsin falan tarzı mı??
bi laf atiosunuz ortaya, adam gibi argumanlarla gelin arkadaşım, sonra ben hayal edicem diye yardırıyorum burda..
teyze de en az zeynep kadar kendini ingilizce iyi ifade ediodu..
ve teyze en az zeynep kadar ingilizce bir şekilde sohbete dahil oldu hem de bizi ve hayal gücümüzü çok daha fazla ilgilendiren bir mevzuyla;
"melisa'nın ex boyfriend'i fabrizio biliosun sanat tarihi uzmanı......"
ve biz muhabbeti burada bırakıp hayal etmeye başladık, temsili bir görseli de aşağıda bulabilirsiniz:
1995 yılından keanu reeves'le "a walk in the clouds" filmini izleyenler ne demek istediğimi anlamıştır..
bu noktadan sonra gelen 15dk boyunca fabrizio'yla bağlarda koştuk, üzüm ezdik, kanat çırptık falan derken özcan abi'nin "kızlar bi çay daha veriyim mi" nidalarıyla uyandık..
saol özcan abi walla yaa çok iyi oldu, çok da güzel oldu bu hareket..

ne güzel bir cuma öğleniydi..
böyle ufkumu açan ingilizce hayatları çok seviyorum..

bi daha hayata da toskana'da gelmek istiyorum.. yine gelicem çok eminim, böyle kolay kurtulamazsınız tamam mı?? yine gelicem ulan!! hahahahaha öğlen öğlen kendimi bozsam komik olurmuşum :))))
(kendi kendine gülmelere tıpta hangi ana bilim dalı bakıyodu??)

işte böyle sevgili okurlar,
bakalım bu haftasonu nelere gebe..
(booooorinnngggg-zeynepler yüzünden artık kendimi sanırım ingilizce daha iyi ifade edebiliyorum yaneeee)

hayırlı cumalar,
MyMujjjj

12 Ocak 2012 Perşembe

kesicem kendimi!!!!

arkadaşlar nolur kendinizi fotoğraflardan kesmeyin..
bunları yıllar önce orta okul yıllarında bıraktık..
ya fotoğrafın tamamını kullanın ya da kendinizi kesmeyin lütfen..

fotoğraftan kesmek ne ola ki?? diyenler için aşağıda kendimi kestiğim bir örneği paylaşıyorum:
gördüğünüz gibi örnek görselde yanımda belli ki biri var, ama ben kendimi o kadar beğenmiş, o kadar beğenmişim ki hemen arkadaşımı kesip kendimi tekil hale getirmişim..

ama ille de keseceksek tavsiye edilen davranış modeli; ilgili görselde 3 kenarımızın da açık olması (sağ-sol-üst, zira alt kenarımızın açıkta olması hali uçma hali oluyor ki benim daha önce o açıda bir resmim hiç olmadı, kimsenin de olduğunu sanmıyorum ama tabi yine varsa go for it baby oo yeeahh) ve kendimizi kestiğimizde sağımıza solumuza yapışmış, başkasına ait yanak, saç, kol, bacak gibi organların hiç bir şekilde olmamasıdır..

sosyal medyada bu fotoğrafları kınıyorum..
yapmayalım, yapanları sert bir cisimle uyaralım..

önemli not: o diil de, perşembe cuma yarısıdır..

Sevgiler,
MyMujjjj

11 Ocak 2012 Çarşamba

avrupa'yla ilgili sıkıntımız var?!?!

çeşitli sebeplerden dolayı avrupa'yla yıldızımız bir türlü barışmıyor..
tam oldu derken olmuyor..
euro yükselio, üzülüyoruz.
avrupa birliğine giremiyoruz, üzülüyoruz.
eurovision hayatımızı etkilio, her sene yer yerinden oynuyo..

bu sene de sevgili can bonomo'nun bizi temsil edecek olması acaip yankı uyandırdı.. millet giydirdi de giydirdi.. klasik o "o kadar entelim ki can bonomo da kim" tarzları yine ortaya çıktı..
çok uyuz oluyorum size çakma hippieler!!
öncelikle tanımıyorsanız da malesef sizin ayıbınız..
çünkü tanımıyorum diyen insanlar hep ya müzik sektöründen ya da bir şekilde camianın içinde olan insanlar..
birazcık müzik festivallerinin programlarına, tv'deki programlara baksanız bir kulak aşinalığınız olurdu..
"müzik festivali miiaa?? türkiye'de woodstuck mı var??" derseniz evet, bir woodstuck olmasa da bazı müzik festivalleri var sevgili hipster dostlar..

bu arada ben de bonomo'nun hastası değilim sadece izmirli olduğu için seviyorum ve de başarısını takdir ediyorum..
zaten konumuz can bonomo da değil..
ama bu can da kimmiş diye yeri göğü inletmeler de ne ya??
sanki bugüne kadar türkiye'yi hep madonna temsil etti de "amaaaaan her sene madonna, her sene madonna kabak tadı verdi, bu sene de bonomo temsil etsin" demişler gibi..
şöyle bir eurovision geçmişimize bakalım:
hadise ünlüydü noldu??
kenan doğulu ünlüydü noldu??
manga ünlüydü noldu??
athena ünlüydü noldu??

demek ki şan-şöhret ve eurovision'ı kazanmak arasında doğru bir orantı yokmuş..


bu arada katıldığımız şarkıları hatırlatmak bile istemiyorum.. felaket..
yamaha fülüt seviyesindeki o oryantallik neydi yaa ööğğkk..

bu arada eurovision için çok önemli bir ipucunu da paylaşmak istiyorum..
nolur şu oryantal ezgileri bırakalım artık lütfen yaa!!
dındırındırındırıdırıdınnnn ezgisini duymak istemiyor kimse hala niye anlamıyosunuz!!
sürekli türk olduğumuz için kendi ananelerimizi dayatma zorunuz niye??

yıl 2012 hala aynı yerdeyiz..
s: where are you from?
c: Turkey! you know raki? belly dance?

hemen beli dens, hemen bi oryantallik dimi? atamıyoruz bunu üstümüzden?
bütün ülkeler aştı bunu, iskoçlar gaydayı bıraktı, biz beli densi bırakamadık, sanırsın ki her sene bu dansla ülkeyi rio'da temsil ediyoruz..

bu sene katıldığımız şarkıda da bonomo kendi tarzı muhafaza edebilirse bence gayet başarılı olabilir..

bu arada da malesef 2 gün öncesine kadar çok sevdiğim cüneyt özdemir'in talihsiz tweetleriyle karşılaştım..
c.ö.'in önerileri serdar ortaç ya da hande yener ya da demet akalım!!
bu isimlerin ortak noktaları ise;
bırakın ingilizce şarkı söylemeyi türkçe bile konuşamıyorlar + pek bi müzik eğitimleri de yok..
ama serdar'ın çok ayrı bir özelliği var ki "another brick in the wall" şarkısını türk aksanıyla söyleyip, kendi şarkısına adapte eden ilk sanatçı..
bence bu özelliğiyle serdar kesinlikle ayrışırdı..
hatta öyle ki diğer ülkeler ezici ağırlığımız karşısında yarışmaya girmeyi bir daha bile düşünebilirdi..
walla ben şahsen can mı serdar mı deseler serdar derdim..
vi onlii nooov ecukeyşııııınn buralara buralara tırım tırım tım tım tım....

ama belki can da zorlasa bu şarkıyı söyleyebilir ve yine another brick in the wall ile katılabiliriz kimbilir..

yine bir eurovision, yine bir "biz kimiz ulan, daha önce ne halt ettik de ne başarılar kazandık" konusunu hiiiiiç düşünmeden atan tutan zihniyetimiz.. çok seviyorum çok..

öyleyse;
turkey - ten points..

MyMujjjj

9 Ocak 2012 Pazartesi

dictionary: women-men

sonunda bu salak yazıyı da yazmak zorunda kaldım..
bugün yine gelen milyonlarca okur faksından gördüm ki yıl 2012 ama hala "kadınlar ne söyler, erkekler ne anlar" konusunda bir arpa boyu yol alamamışız..
hala zıt kutuplarız..
kimse kimseyi anlamıyo..
tek ümidim bu idiot proof yazı sonrasında bazı şeyleri biraz olsun aydınlatabilmek..
beyler, aşağıda yazdıklarımdan bildikleriniz ve hayatınıza uyguladıklarınız ile ilk defa duyuyorum dediklerinizin yanına kendi zeka düzeyinize göre bazı imleçler koyabilir misiniz??
imleç mi??
cevap veriyorum: + / - / ? / ! / YES / NO / HÖ?
gibi bazı anlamlı-anlamsız işaretler/simgeler/semboller..

1) bir dişi kişiden kısa mesaj aldığınızda sonunda soru işareti yoksa bile aslında cevap verilmesi gerekebilir..
örnek veriyorum:
busesu sms: seni özledim..
toner'den cevap yok ve 12 saat sonra busesu ve toner buluşmasından bir diyalog örneği:
busesu: sana mesaj attım almadın mı?
toner: hangisi?
busesu: özledim dedim ya?
toner: ha o mu? evet aldım..
busesu: ee bir şey yazmio musun? (burada cümlenin devamı busesu'nun diyaframında sessizce devam eder: öküz müsün??)
toner: bilmem bişi sormamışsın ki?!?!
burada busesu'nun yapabileceği 2 tür davranış modeli vardır:
a-"sen biraz salak mısın??" diyebilir ki bunu derse aslında sonunda soru işareti olmasına rağmen cevap beklemeyen bir sorudur bu.. bunlar çok tehlikeli, şaşırtmacalı, tuzak soru modelleridir.. yaşam döngüsü içinde ancak pratik yapa yapa tam olarak algılanması mümkündür..
b-bir sonraki mesajının sonuna bir soru imi ekler.. seni özledim mi acaba?? gibi..

ben tüm erkekler için bu 1. maddenin yanına HÖ? yazıyorum, siz zahmet etmeyin beyler..

2)ilk date'te hesap bölüşülmez.. ömür boyu ödeyin de demiyorum saçmalamayın ama..
sadece usul erkan bildiğinizi gösterecek kıvamda ödemeniz yeterlidir..
ilk date'te alman hesabı ölü doğan ilişki demektir..
zaten hesap geldiğinde elini cebine atma hareketini bile yapmayan kızı da 1-2 test date'inden sonra uğurlayabilirsiniz..

3)arada sırada jest yapmak iyidir..
merak etmeyin bugüne kadar çiçek aldığı için ölen ya da yaralanan kadın hiç olmadı..
evet yanlış duymadınız: OLMADI!!
çok şaşırtıcı değil mi??
ben de ilk duyduğumda çok şaşırmıştım ama hayat işte hergün yeni bir şey öğreniyoruz..

ya da bize çiçek gönderdiğiniz için evleniceğimizi de düşünmüyoruz..
hazır yeri gelmişken söyliyim:
erkekler arasındaki şu genel kanıdan da bi çıkın artık: olm çok yüz vermiyim de kız evlenmek istemesin..
beyler yıl 2012!!
kadın ırkı bunu aşalı yıllar oldu.. hatta artık sizin arkanızı toplamasın, mis gibi özgürlüğünü yaşasın, akşam eve geldiğinde tek başına koltukta dizi izleyip nesfit ya da meyve ya da diyet kadınsı şeyler yiyebilsin diye de can atıyo inanın..

4)her zaman yiğidi öldürüp hakkını da veririm, uzak durmanız gereken bazı kadın modellerinden bahsediyim de benden nefret etmeyin..
sıkıcı, şakadan anlamayan, dansetmeyi bilmeyen ve en kötüsü mutsuz kadından kaçın..
yer sizi bitirir, 2 sene sonra bi bakmışsınız saçlar edip akbayram..
edip akbayram ne alaka diyenler ilgili yazıyı 2011 klasöründe bulabilir..
allah muhafaza.. sizin de işiniz kolay demiyorum hatta bazen ulan erkek olsam gay olurdum bile dediğim çok oluyo..

5)beyler manikür, pedikür, ağda, kaş alma aktivitelerinizden hiç hoşlanmıyoruz!!!! ben şahsen maniküre gittiğimde yanımda erkek görmek istemiyorum!!!!
ayrımcılıksa ayrımcılık!!
o kadar da eşit olmayalım nolur yaa..
bence zaten eşitlik, modernlik falan diil baya dejenerasyon..
bazen erkeklerin yanında kendimi o kadar erkeksi hissediyorum ki sanki böyle ıkınsam ıkınsam pat diye penisim çıkıcak gibi hissediyorum ve hep yavaş yavaş nefes alıyorum, kendimi sıkıyorum çıkmasın diye..
bunları yapacağınıza her ay siz regl olsanız ve çocuğu da siz doğursanız ne güzel olur..
zaten halı sahayı da bıraktınız!! bak işte yine aklıma geldi..
bayanlar nolur siz de bu adamlarla sidik yarıştırmayın.. ne biliyim maç muhabbeti yapmayın, kadınlar erkeklerden daha iyi araba kullanır bi kere tamam mııaaaa falan gibi salakça konulara girmeyin.. bakın bakalım varan'da hiç kadın şoför var mı?? daha iyi kullansak bir tane numunelik de olsa olurdu heralde dimi??
gereksiz çırpınışlara girmeyin..
kimyamız uygun değil çünkü..
en mutlu, en tasasız günümüzde bile bizim kafamızda bin tane tilki dolaşır..
yani hiç bişi olmasa "akşam ne giysem acaba?? siyah eteğimin altına siyah çizmelerimi mi giysem, yoksa louboutin'lerimi giysem ama ya yağmurda piç olursa?? bi de şimdi akşam toner de orda olcak, o kızla mı gelcek acaba?? bi de yarın ben rejime giriyim en iyisi.. bi de heryer indirime girdi, yarın öğlen tatilinde gidiyim de beğendiğim paltoyu aliyim, vampir kadınlar kapmasın.. bi de maniküre gitmem lazım.. bi de bi de bi de bi de" derken derken hoooop refuşlardayız, geçmiş olsun..

6)son olarak da hatırlatıyım: kapıdan önce geçilmez, bayana yol verilir gibi M.Ö.200 yılında kabul görmüş "ladies first" kuramı hala geçerli aklınızda bulunsun..

son olarak bir özlü sözle bitirmek istiyorum:
old school candır!!
modernleşirken hala bazı eski değerlere tutunmak iyidir..
aklımızın bir köşesinde bulunsun..

bugün de çemkirdim rahatladım oooohh..

geçmiş bitmiş bir pazartesi'den sonra iyi haftalar,
MyMujjjj

8 Ocak 2012 Pazar

spor salonu erotikleri

spor salonunda kızlı erkekli çok erotik bazı tipler var.
çok uğraşıyorum onlar gibi olmak için ama hiç olamıyorum, ben her spor çıkışı üstümde tüp patlamış gibi bir hal alırken bunlara hiç bir şey olmuyor..

çok kısa tarif etmem gerekirse;
*kızlarda kesinlikle saçlar açık ve fönlü ve üstlerinde oldukça sexy spor kıyafetleri var - ki normalde bu kıyafetlerle değil spor yapmak, karşıdan karşıya geçmek bile bence mümkün değil..
yaa saçlarınız fönlü nasıl spor yapıyosunuz, o saçlar enseye nasıl yapışmıyo, bana nolur bi anlatın ya??
ben bütün saçlarımı biryerlerden tutturmama rağmen spor sonunda tanınmicak hale geliyorum ama siz bunu nasıl başarıyosunuz bi açıklama bekliyorum!!
aslında bence bu kızlar amerika'da batı yakasına "dil kursuna" gidenlerle aynı kızlar.. dişleri taş var mı bir sonraki sefer gidip bakıcam..
hın hın hın hın.... (işte şair burada yine aksiyondan dem vuruyor)

*erkeklerdeki erotizm ise içler acısı..
üstlerinde askılı atlet, ellerinde eldiven!! napıosun sen yaa!!
standart bir spor salonundasın!! ama gören sanır ki adam salona tırmarak geldi, günde de 1000 kilo kaldırıyo.. saçmalamayın artık, hiç sexy olmadığınız gibi oldukça da itici duruyorsunuz..
zaten yıllardır söylememe rağmen erkekler hala aynı hataya düşüyor: şişmiş vücud artık bitti beyler, belki kabullenmesi güç ama dünyada kabul görmüyor..
hangisi kabul görüyor o zaman derseniz şu an konu üzerinde çalışıyorum, en kısa zamanda görsellerle aranızda olucam.. sizler için kendimi feda edip spor salonundaki çocukların vücudlarına bakıp en ideali bulmaya çalışıcam..
amaaaan benimki de hayat işte :))

mottomuz her zaman: görenler görmeyenlere anlatsın!!

Sevgiler,
MyMujjjj

bu yılbaşı metale doyduk?!?!

öyle güzel bir yılbaşı geçirdim ki hem kendimi hem de yazacaklarımı toparlamam günler aldı sevgili okurlar..
öyle ki her sabah güne muza binerek başladık, birbirimize şampanyalar attığımız ucuz ama zengin şakalar yaptık..

ve dönüşümde de yine beni kilometrelerce okur faksları karşıladı..
şu hayatta da herşeyi anlıyorum, uçaklar uçabilir, dokunmatik bilgisayarlar olabilir ama faks teknolojisini hiç anlamıyorum, kağıdı bi yerden sokuyosun diğer taraftan çıkıyo?!?! garip!!

yılbaşında lüks, şaaşaa, görkem, pırıltılı bir hayat, konfetiler, süsler ve de yüksek dozda metal müzik bizimleydi..
aslında metal müzik dışında plana oldukça sadık gittik, ancak planda olmayan bir şekilde metale maruz kaldık..
ama olsun bu yılbaşı da metale doyduk?!?!
pentagram bitti, prodigy başladı..

bu arada tabiki sevgili alişan gibi gerizekalı olmadığımız için konfetileri yutmadığımızdan yılbaşı gecesini sorunsuz tamamladık.
alişan ne alaka diyenler için yılbaşı ertesi çıkan ve gözden kaçması muhtemel bir gazetecilik eserini sizlerle paylaşmak istiyorum:
buna ne yorum yapsam açıkçası ben de bilemedim..
ama gülme işlemini ağzımızla yaparsak iyi olur..

şu hayatta uzayda yer kaplayan (ki kendisine nesne diyoruz) herşeye (canlı-cansız-metal-ametal) belli oranda bir saygım var.
ama bu haberden sonra bir canlı (ametal de olabilir) olan alişan'a olan saygımla ilgili kuşkularım ve korkularım var.
ve bunu tam yazarken gördüğüm 2.bir Alişan görseliyle de hislerim perçinlendi, bunu sizinle paylaşamadan edemedim..
LV çantası ve dili dışarıda botlarıyla sizce de çok tatlı değil mi?
yavrularından almak istiyor insan..
keşke o da bodrum'da olsaydı..

herneyse..
tatilimizin önce güzel, sonra olumsuz bazı yanlarından bahsetmek istiyorum.
en güzel yanı: yüksek dozda sandoz alımı oldu, çok iyi oldu, çok da güzel oldu..
en kısa zamanda adamik'e gidip bir shaker sandoz almanızı tavsiye ediyorum.. almanızı derken içki almak anlamında, zira biz daha önce shaker'ları da aldık ama kapaklarını çalmayı unuttuğumuzdan çok güzel vazo olarak kullanıyorum şimdi.. 
bkz: görsel no.1
ayrıca da adamik'in dekorlarından sökmek suretiyle "çaldığımız" yılbaşı süsleriyle o kadar eğlendik o kadar eğlendik ki gül gül öldük?!?!
ağzımız burnumuz o parlak pürçeklerle doldu doldu taştı..
ama bu yılbaşı sanırım hayatımda ilk defa yeni yıla girerken o çirkin külah şapkalar kafamda değildi.. bundan dolayı da 2012'den beklentim çok yüksek..
danslar, şakalar, komiklikler havalarda uçuştu..
sabah ise gördüğümüz manzara bizi biraz şaşırttı, zira tüm üstümüzde olan yılbaşı süslerinin hepsi küvetin içindeydi..
yeni yıl sadece eğlence değil, artık bir gizemi de beraberinde getirmişti.. hın hın hın hın hın hın....
(blogumun aksiyon yönünün zayıf olduğunu farkettim, üzerinde çalışıyorum)

olumsuz yönler ise; otel odasındaki fön suretindeki fan aleti ve de dört bir yanımızı saran ahşap mevcudiyetiydi..
allaşkına aranızda otel fönleriyle saçlarını adam gibi kurutabilen (dikkat ederseniz kurutabilen diyorum zira şekillendirmekten bahsedemiyorum bile) bi kişi var mı??
kendine faydası olmayan, fiiiiiii diye içinden bi hava üfleyen plastikleri bağlıyolar otel odalarına ve bize de föy diye sunuyolar ya deliriyorum..
hangi elektronik firması konuya el atacak ve artık otel odalarına da adam gibi 2000w fön koyucak çok merak ediyorum..
buradan turizm bakanına sesleniyorum: türkiye bu fanlarla bir yere gelemez anlıyo musun??

bunun dışında bizi çok şaşırtan diğer bir olay;
otel odasında dünyanın en büyük ahşap konstrüksiyonunu gördük!!

üstelik bir odada bundan 2 tane var!! her odada 2 tane olduğunu düşünürsek ciddi bir ahşap istismarından bahsedebiliriz.. öyle ki ormanlar yok olmasın diye biz odada kibrit yakmaktan çekindik..

veeee tabiki yeni yıl klişeleri de bizleri yanlız bırakmadı..
herkes yeni yıl için aldığı radikal kararları söyledi falan aslında hiç istemesek de her ölümlü gibi bu standart geyiği yaptık.. ama tabiki çok prensipli bir insan olan ben yeni yıl kararımı sadece yeni yılın ilk 3 gününde uygulayabildim, kalan 362 günden ise şüpheliyim..

işte böyle canlarım..
seneye yeni yıl için bodrum'u size de öneriyorum.
ama bir ufak tavsiye: hava durumu bodrum soğuk ve yağışlı diyorsa bunu inanın!!
zira "bodrum ne kadar yağışlı ve soğuk olabilir kiiiiaaaa" diye düşünen bizler cumartesi günü düdüğe dönmek suretiyle ıslandık ve üşüdük..
yani siz benim dediğimi yapın, yaptığımı yapmayın..

bir hafta rötarla da olsa iyi seneler..

ps: muza bindiğimiz kısmı şakaydı.. herşeyi ciddi alıyosunuz diye bu uyarıyı yapmak zorunda hissettim..
ama yaz olsa kesin binerdik..
bodrum'a gitmişim, her türlü ucuz turist eğlencesini yapmak benim en doğal vatandaşlık hakkım bence..

Sevgiler,
MyMujjjj