11 Haziran 2015 Perşembe

sakal is out biçız

resmen sabah gördüğüm bu haber günümü neşelendirdi.
http://mashable.com/2015/06/10/yuccie-beards/

oh beee sonunda!

olm sarışın marışın böyle akça pakça ve de 1.90'a 60 kilo herifler olsanız OK
ama hayvan gibi esmer ve bodur heriflerin göz kapaklarına kadar sakal bırakmasına ve bi de üstüne streç pantolon giymesine accccaip uyuz oluyodum!!
isveçli misin sen?
olm ben nasıl ki götümde şortlar ya da latex taytlar giymiosam (çünkü herkes giymemeli) sen de bunu yapma bana yaa, benim göz zevkimi bozmaya ne hakkın var kıro?
tekrar soruyorum: isveçli misin sen?
bi aynaya bak yaa?
isveçli normlarında olsan evet belki hipster durucak ama sende olunca ahmet kaya oluyo kusura bakma koçum valla doğruya doğru, istersen annene sor, annen bile "bir anne yüreği" şefkati ile sana homeless gibi olduğunu söyler.
hayır bi de hayvan gibi esmer olduğunuz için hayvan gibi de sakalınız var.
o bu sıcaklarda falan hayatta temizlenmez, leş gibi kokar, insan bitlenir be!

neyse ki moda geçmiş.
clean-cut çücuklar modaymış, koşun!

4 Haziran 2015 Perşembe

o yulafta boğarım sizi!

herkes beslenme uzmanı oldu.
yemin ediyorum hayvan gibi sinirleniyorum, ağzınızı burnunuzu kırmak istiyorum.

bu işi okuyan, efendi gibi gönül veren insanlar varken aile kontenjanından somehow ünlülerin her sabah yulaf, çilek ve muzu çeşitli permutasyonlarda döndüre döndüre paylaşmasına accccaip uyuz oluyorum.
onlara yazamadığım cevabı buradan yaziyim de rahatliyim bari.
belki görürler.
SANA NE BE GERİZEKALI!!
SEN KİMSİN BANA BESLENMEYİ ÖĞRETİYOSUN ALLAHIN CAHİLİ?
SANA KADAR MI KALDI NUTRITION OROSPU?
AYRICA DA BÜTÜN DÜNYADA O YULAFIN MODASI 5 SENE ÖNCEYDİ, MADEM BU KADAR HASSASSIN, O ZAMAN NİYE YEMİODUN YA DA PAYLAŞMİODUN DİNGİL?

anneye babaya çok selam.

19 Mart 2014 Çarşamba

reza let me down..

başım tuttu.
milli zengin damadımız Reza'nın altından neler çıktı rabbişkom.
ay sıradan, saf, tombik ve al yanaklı damat resmen ülkeyi yönetiyormuş.
şekerim çıktı galiba.

18 Ağustos 2013 Pazar

Özen Film sunar: Sitiv Cabs


Valla aylardır şu mini minnacık ipad klavyesinde yazamadığım için bloğun yüzüne bakamadım.
Ama Jobs filmi konusunda 2 gündür o kadar sinirliyim ki, düşe kalka yazıcam.
Buraya kadarki kısmı 8 saatte yazdım.
Ben Steve Jobs'ı arkadaşlarım kadar yakinen tanımıyorum sanırım, dolayısıyla filmin de gerçeği yansıtıp yansıtamadığı konusunda emin değilim.
Ve fakat bütün twitter ve facebook listem Jobs'larla ailece gidip geliomuş sanırım ki bu kadar emin atıp tutuyor herkes.
Bu ne yaa filmi itin götüne sokup sokup çıkardınız.
Sizin o tatlı Türk aklınıza gelen fikirler, yönetmenin, senaristin falan aklına hiç gelmedi dimi?
Bi siz düşündünüz Next'i, Pixar'ı 
hı-hı çok mantıklı
Keşke arayıp size sorsalardı bak görüyo musun....
Ziyan oldu koca film..
 
Bilmişlik, şuursuzlukla birleşince daha da itici bi hal alıyo bak söyliyim.
 
Bu adam öleceğini çok uzun zamandır biliyordu ve belki filminin yapılacağını da biliyordu ve tüm bu kurguyu o istedi.
Çünkü belki de adam hayatının filminde bunların olmasını istedi?!
YA DA
Belki "bir tek" sizin o tatlı beyinlerinize gelen fikirlerinin uygulanması bazı politik engellere takıldı?!
Olamaz mı?!
Bence bal gibi olur.
Çoğunuz reklam sektöründesiniz.
Ya politik engel ya da müşteri kaprisi.
Hiç mi takılmıyorsunuz?!
O zaman da insanlar sizin işinizi eleştirdiğinde sinirlenmio musunuz?
 
Nolur şuursuzca eleştirmeden önce dönüp bi kendimize bakalım.
Daha iyisini yapamıyorsak da yermeyelim o zaman.
 
Ya da Türkler olarak bence yeni bir Jobs filmi yapıp tüm dünyaya sunalım.
Mazhar Alanson kadrolu Jobs zaten, onu da alırız. 

2 Temmuz 2013 Salı

tatil fotoğrafı!!!!

tatildeyken bir şeyin önünde poz verip fotoğraf çektirmeyi aşırı derece zavallı ve fakir buluyorum!!!!

yani paris'e gittiğinde eyfel'in önünde durup poz versen nolur, vermesen nolur.
arkadaşlarınla falan git spontan çekil gel işte.
özel setuplarla poz vermelere, elle tutuyo gibi yapmalar ne yaa yakışıyo mu 2013'te!?!?

böyle bir şey neden yapıyosun ki?
paris'te olduğunu hatırlamak için mi?
mesela paris fotoğraflarını klasörlesen olmuyo mu?
hiç mantıklı değil.
ben düşündüm, en ufak bir mantıklı açıklama bulamadım.
baya luuzır bence.

bir de fotoğraf çerçevesine deli oluyorum.
bence fotoğrafa çerçeve koymak=facebook'ta poke etmektir.

#öyletatlıyımki #paris #kızlarkesinberabergelmeliyiz #parissss #parisiloveyou #parisjetaime #frame

gençsiniz, çetin bir kış mevsiminden çıkmışken heyecanlısınız.
bunları anlıyorum.
ama yol yakınken dönebilirsiniz de.
yemin ederim silerim.
kendinize gelin.


26 Şubat 2013 Salı

bi susun!!

kadınlar olarak bazen ne kadar çok konuşuyoruz yaa
(ben diil, siz! demokratik görünsün diye öyle yazdım!)
fiziki olarak beyin yıkayacak ortam bulamayınca da sosyal medyada susmuyoruz.
(demokrasi devam ama halbuki yine siz)
sürekli sosyal mesaj, sürekli sosyal mesaj.
ama bi susun yaa
(evet artık baya siz)
valla silicem bak!!

sürekli fikirlerini zorla empoze etmek niye?
en önemlisi de niye benim newsfeed'imi kitliosunuz?
zaten facebook ve twitter'a günde 10 dk bakıyorum, bunun 8 dakikası da ulusa seslenişleri scroll down etmekle geçiyo.
atilla taş'ın deyimiyle gerçekten I don't care'ımda bile değil!
git blog aç, psikoloğa git, ders ver, topless bir şekilde berlusconi'ye doğru koş, bişey yap, tepkini oralarda göster, gönlünce ulusa seslen.

sizlere alternatif önerilerim:
*kendinize ait websitesi açabilirsiniz, beğenen girer bakar.
*blog açabilirsiniz, yine beğenen girer bakar.
*facebook'ta sayfa açabilirsiniz-böylece sadece like eden kitleyi ayrıştırıp, onların newsfeed'inde görünebilirsiniz.

gerçekten orada yazı için bir alan açılması, gönlümüzce saçmalayalım diye değil.
kutucuğa bakın: What's going on, ....? diyor.
Yani primitif bir ingilizceyle de anlayabileceğimiz gibi; nasılsın, iyi misin, hayatında neler oluyor, anneye babaya çok selam falan diyor.

peki o zaman bu kadar naif bir kutucuktan bana niye ayar veriosunuz?

ben zaten birilerinden yardım istesem ya da merak etsem uzmanlara danışırım dimi?
cevap veriyorum: EVET

gerçekten bazen kadınların kromozom yapısı olarak mutlaka 8-5 çalışması gerektiğini düşünüyorum, yoksa etrafa sarıyo çok fena.
bana da olmuştu bir kere 2006'da
ama o zamanlar sosyal medya bu noktada değildi, buralar falan hep dutluktu.
ben de sevgili abim ME'ye sarmıştım.
O zamanlar birlikte yaşıyorduk ve günde 10 kere arayıp eve kaçta geliceksin diye soruyordum; tövbe tanrıma, evlerimizden ırak.

boğmayın beni.
yaklaşmayın ateş ederim.

29 Ocak 2013 Salı

karabastı!!

2 haftadır oldukça fakir bir olaydan dolayı muzdaribim.
yaşadığım şeyi çevreme anlattığımda, bunun -benim sadece flash tv'de olduğunu sandığım- karabasan olduğunun iddia ettiler?!?!
nası yani?!?!
birazcık internetten falan okudum, fakirler arasında "karabasan" olarak kodlanan -biz izmir'de buna da çiğdem diyoruz- bu oluşum güya stresli dönemlerde ya da ağır yemekler yenen akşamlarda olurmuş.
ay ne büyük yalan!!
o zaman eski roma'da karabasandan geçilmezdi.
her akşam kuzu döndürmeler, şaraplar, uzun masalar....
onlara gelmiodu da ben akşamları 3 tek grisini yiyorum, bana o kadarcık şeyi çok görüyo da mı bana gelio????
(bu cümlemi ilk okuyuşta anlayan ilk 10 kişiye sürpriz hediyelerim var)
lokmalarımı mı sayıyosunuz?!?!
of bi de ismi de çok avam: karabasan
tamam yani sör alex ferguson falan olsun demiyorum ama en azından daha havalı, daha kabul edilebilir bir şey olabilirdi bence.
ama sonuç olarak ben 2 gecedir salonda kanepede ışıklar, televizyon, herşey açık uyuyorum ve aldığım bu radyasyonla da haftasonuna maddenin kum hali olarak girmeyi planlıyorum.
ben böyle şeylerden çok korkarım.
dolayısıyla da "ay bizim komşuya da ...." diye başlayan yorumlar gerçekten istemiyorum, hiç de merak etmiyorum.
aalalaaalalalalala alaaalalala sizi duyamıyoruuuum!!!!

önemli not:
kişisel gelişimimde (!) önemli etkisi bulunan annemin konuyla ilgili yorumu şöyle oldu: saçmalama karabasan yaşın geçti senin?!?!

20 Aralık 2012 Perşembe

kar-seni hiç sevmiyorum!

yine sevmediğim mevsim geldi çattı.
hava sıfır derecenin altında, dışarda dünyanın karı, yollarda yürünmüyo, arabayla hiç gidilmio, trafik felç ve iç organlarımıza kadar titriyoruz.
bu havanın nesi güzel, nesini seviyosunuz hiç anlamıyorum.
evet belki hepimiz doğma büyüme aspen'li olsak, zaten tüm kimyamız buna göre olsa, yaşam şartlarımız buna göre düzenlenmiş olsa sevebilirdim, ama türkiye şartlarında kimse sevmemi beklemesin. hiç de sevemem, tiksinirim, öğürürüm, ayağımın ucuyla hafif tekmelerim.
ve daha da fenası yarın indıpendıns dey yani 21 Aralık yani kıyamet günü ve ben daha beyazları yıkamadım.
beyazları yıkamadan şu dünyadan gidersem gözüm açık giderim, gerekirse geri gelir yıkar yine giderim ama o beyazlar yıkanıcak, anlaşıldı mı?
soğuk hava beni biraz gerdi sanırım, kendime bi içki koyuyim.
biraz kanyak ve çikolata isteyen?
ne dioduk....??
indıpendıns dey'den önceki gece, şu dünyadaki hatta galaksideki belki de son gecem ve evde sular kesik-uydu alıcım bozuk.
aman gerçi bozuk olmasa belki yine haberlerdeki karda araba iten insanlar, kartopu oynayan stok çocuk videolarını izleyip tansiyonum yükselicekti ama olsun yine de bozuk olmayaydı iyidi.
lüks, şaşa, görkem, konfetiler, şampanya ve çikolatalar arasında geçen hayatım bu sefillik içinde bitmicekti dimi? festival filmi gibi? 
lütfen öyle bitmesin, zira festival filmlerini hiç sevmem, hep bi fakirlik, hep bi suskunluk hakim, bence zaten o fakirliğe rağmen bir konu bulup bir film yapabildikleri için o filmler de o festivallere gidiyor. 
türkiye'de de var öyle, her sene "aferin bu fakirliğe rağmen yine bir konu bulup tutunmayı başarmış" dalında onur ödülü nuri bilge'ye gidio, o da tozlu fakir kazağıyla pıtı pıtı koşup ödülü alıp, daha fakir konular bulmaya gidio. bir döngü diyebiliriz.
ve işte son gecem de yine bir bilgi kaptınız benden, şanslı sizi.

bu gece evde tek başıma o kadar sıkıldım ki yarın kıyamet olmasa bile ben sıkıntıdan ölebilirim.
kar içimdeki sosyapatı öldürdü, teşekkürler.

9 Aralık 2012 Pazar

Başlıksızım

Pazar günlerinden nefret ettiğimi söylemiş miydim??
Eğer bir gün ölürsem (ki ölmeyi düşünmüyorum) o gün kesin Pazar günü olucak.
2 tane Pazartesi yaşamaya razıyım ama nolur Pazar olmasın.

28 Kasım 2012 Çarşamba

ihtiyaçları önceliklendiremiyoruz

iPhone 5'in icadı, çift kişilik yorgan geçirme ya da bulaşık makinesi/çamaşır makinesi boşaltma aparatından daha mı elzem bir ihtiyaçtı?!?!
bu icatların sıralamasını kim yapio??
önden bir kamuoyu yoklaması yapsanız zaten şu an 10 kat daha lüks bir hayat sürüyoduk.
gerçekten lükse çok düşkünüm, bu konuda ödün veremem.
kendi lüks teritorimden çıktığımda da kurtlanmalar, huzursuzlanmalar, manyaklaşmalar yaşıyorum, şaftım kayıyo..
şu hayatta çift kişilik yorgan geçirirken ya da makina boşaltırken yaşadığım moral bozuklukları toplansa toplansa beni şu an öldürebilirler ya da hiç bir şey yapmasalar çok fena dövebilirler, ağzımı kırabilirler, saçlarımı örüp gece yanıma yatabilirler..
makinadan bardakları çıkarıp dolaba kaldırırken o mutsuzluk büyüyo da büyüyo, aaaaayhhhh diyip koşa koşa evden çıkıp gitmek istiyorum, koşarken de proneti açmak istiyorum ki bi daha dönersem alarm çalsın yine dönemiyim diye.

bi de balkona asılan çamaşırların toplanma aşamasında aynı şeyi yaşıyorum.
o çamaşırlar devleşio sanki. onun için de altın oranı buldum:
çamaşırları hatice abla gelmeden hemen önce yıkıyorum ve asma işini ona çakıyorum.
bi itirafta bulunucam!!
herkes sussun!!
hatice abla'nın astığı çamaşırları toplamaktan bile o kadar nefret ediyorum, o kadar üşeniyorum ki her gece yatmadan perdeleri kaparken çamaşırlarla gözgöze gelmemek için başka yerlere bakıyorum ve perdelerimi tatlı tatlı indiriyorum ve bazen 1 hafta toplamıyorum.
ve 1 hafta sonunda topladığımda da gri oldukları için aynı şeyleri tekrar yıkıyorum.
evet ne var!! tekrar yıkıyorum!!
çünkü ilk etapta yaşadığım iç daralması o kadar büyük ki, sonradan tekrar yıkamayı göze alabiliyorum, zaten o aşamada da ilahi bir güç kendiliğinden gelio, öyle inanıyorum ben.
bu itiraftan sonra benden bir kaç gün haber alamazsanız polise haber verin, annem beni klorakta boğmuş olabilir.
pardon anne de burdan da bu ikazı yapmak zorundayım, sonuçta can güvenliğim söz konusu.

çift kişilik yorgan geçirme konusu ise tam bir ilüzyon.
öyle bişey yok gerçekten.
o koskoca yorganın 4 köşesini nevresime denk getirirken o yorganın toplamda birkaç saniye havada asılı durması gerek!!!!
4 tane birbirinden bağımsız köşeyi ben nasıl tutabilirim?!?!
2 tane elim var!!
ayaklarımla da henüz nevresim geçiremiyorum.
her geçirme deneyimim ayrı bir macera, bilimkurgu, fikşın ve daha niceleri. çizgi filmlerdeki gibi bir anda düğüm oluyoruz ve bir toz bulutu içinde havada yuvarlanmaya başlıyoruz.
gerçekten bunu yapmam beklenmio dimi??
yapana da inanmıyorum ayrıca.
onun için nevresim işini de hatice abla'ya "delege ettim"
bence zaten o da tek başına geçirmiodur.

çarşamba önemli bir gün. bugün geçerse haftasonuna göz kırpabilirim, yanağından kesme alabilirim.
ama ya hiç geçmezse ve ölene kadar çarşamba kalırsa diye de endişe etmiyor değilim.

teşekkürler.