20 Aralık 2012 Perşembe

kar-seni hiç sevmiyorum!

yine sevmediğim mevsim geldi çattı.
hava sıfır derecenin altında, dışarda dünyanın karı, yollarda yürünmüyo, arabayla hiç gidilmio, trafik felç ve iç organlarımıza kadar titriyoruz.
bu havanın nesi güzel, nesini seviyosunuz hiç anlamıyorum.
evet belki hepimiz doğma büyüme aspen'li olsak, zaten tüm kimyamız buna göre olsa, yaşam şartlarımız buna göre düzenlenmiş olsa sevebilirdim, ama türkiye şartlarında kimse sevmemi beklemesin. hiç de sevemem, tiksinirim, öğürürüm, ayağımın ucuyla hafif tekmelerim.
ve daha da fenası yarın indıpendıns dey yani 21 Aralık yani kıyamet günü ve ben daha beyazları yıkamadım.
beyazları yıkamadan şu dünyadan gidersem gözüm açık giderim, gerekirse geri gelir yıkar yine giderim ama o beyazlar yıkanıcak, anlaşıldı mı?
soğuk hava beni biraz gerdi sanırım, kendime bi içki koyuyim.
biraz kanyak ve çikolata isteyen?
ne dioduk....??
indıpendıns dey'den önceki gece, şu dünyadaki hatta galaksideki belki de son gecem ve evde sular kesik-uydu alıcım bozuk.
aman gerçi bozuk olmasa belki yine haberlerdeki karda araba iten insanlar, kartopu oynayan stok çocuk videolarını izleyip tansiyonum yükselicekti ama olsun yine de bozuk olmayaydı iyidi.
lüks, şaşa, görkem, konfetiler, şampanya ve çikolatalar arasında geçen hayatım bu sefillik içinde bitmicekti dimi? festival filmi gibi? 
lütfen öyle bitmesin, zira festival filmlerini hiç sevmem, hep bi fakirlik, hep bi suskunluk hakim, bence zaten o fakirliğe rağmen bir konu bulup bir film yapabildikleri için o filmler de o festivallere gidiyor. 
türkiye'de de var öyle, her sene "aferin bu fakirliğe rağmen yine bir konu bulup tutunmayı başarmış" dalında onur ödülü nuri bilge'ye gidio, o da tozlu fakir kazağıyla pıtı pıtı koşup ödülü alıp, daha fakir konular bulmaya gidio. bir döngü diyebiliriz.
ve işte son gecem de yine bir bilgi kaptınız benden, şanslı sizi.

bu gece evde tek başıma o kadar sıkıldım ki yarın kıyamet olmasa bile ben sıkıntıdan ölebilirim.
kar içimdeki sosyapatı öldürdü, teşekkürler.

9 Aralık 2012 Pazar

Başlıksızım

Pazar günlerinden nefret ettiğimi söylemiş miydim??
Eğer bir gün ölürsem (ki ölmeyi düşünmüyorum) o gün kesin Pazar günü olucak.
2 tane Pazartesi yaşamaya razıyım ama nolur Pazar olmasın.

28 Kasım 2012 Çarşamba

ihtiyaçları önceliklendiremiyoruz

iPhone 5'in icadı, çift kişilik yorgan geçirme ya da bulaşık makinesi/çamaşır makinesi boşaltma aparatından daha mı elzem bir ihtiyaçtı?!?!
bu icatların sıralamasını kim yapio??
önden bir kamuoyu yoklaması yapsanız zaten şu an 10 kat daha lüks bir hayat sürüyoduk.
gerçekten lükse çok düşkünüm, bu konuda ödün veremem.
kendi lüks teritorimden çıktığımda da kurtlanmalar, huzursuzlanmalar, manyaklaşmalar yaşıyorum, şaftım kayıyo..
şu hayatta çift kişilik yorgan geçirirken ya da makina boşaltırken yaşadığım moral bozuklukları toplansa toplansa beni şu an öldürebilirler ya da hiç bir şey yapmasalar çok fena dövebilirler, ağzımı kırabilirler, saçlarımı örüp gece yanıma yatabilirler..
makinadan bardakları çıkarıp dolaba kaldırırken o mutsuzluk büyüyo da büyüyo, aaaaayhhhh diyip koşa koşa evden çıkıp gitmek istiyorum, koşarken de proneti açmak istiyorum ki bi daha dönersem alarm çalsın yine dönemiyim diye.

bi de balkona asılan çamaşırların toplanma aşamasında aynı şeyi yaşıyorum.
o çamaşırlar devleşio sanki. onun için de altın oranı buldum:
çamaşırları hatice abla gelmeden hemen önce yıkıyorum ve asma işini ona çakıyorum.
bi itirafta bulunucam!!
herkes sussun!!
hatice abla'nın astığı çamaşırları toplamaktan bile o kadar nefret ediyorum, o kadar üşeniyorum ki her gece yatmadan perdeleri kaparken çamaşırlarla gözgöze gelmemek için başka yerlere bakıyorum ve perdelerimi tatlı tatlı indiriyorum ve bazen 1 hafta toplamıyorum.
ve 1 hafta sonunda topladığımda da gri oldukları için aynı şeyleri tekrar yıkıyorum.
evet ne var!! tekrar yıkıyorum!!
çünkü ilk etapta yaşadığım iç daralması o kadar büyük ki, sonradan tekrar yıkamayı göze alabiliyorum, zaten o aşamada da ilahi bir güç kendiliğinden gelio, öyle inanıyorum ben.
bu itiraftan sonra benden bir kaç gün haber alamazsanız polise haber verin, annem beni klorakta boğmuş olabilir.
pardon anne de burdan da bu ikazı yapmak zorundayım, sonuçta can güvenliğim söz konusu.

çift kişilik yorgan geçirme konusu ise tam bir ilüzyon.
öyle bişey yok gerçekten.
o koskoca yorganın 4 köşesini nevresime denk getirirken o yorganın toplamda birkaç saniye havada asılı durması gerek!!!!
4 tane birbirinden bağımsız köşeyi ben nasıl tutabilirim?!?!
2 tane elim var!!
ayaklarımla da henüz nevresim geçiremiyorum.
her geçirme deneyimim ayrı bir macera, bilimkurgu, fikşın ve daha niceleri. çizgi filmlerdeki gibi bir anda düğüm oluyoruz ve bir toz bulutu içinde havada yuvarlanmaya başlıyoruz.
gerçekten bunu yapmam beklenmio dimi??
yapana da inanmıyorum ayrıca.
onun için nevresim işini de hatice abla'ya "delege ettim"
bence zaten o da tek başına geçirmiodur.

çarşamba önemli bir gün. bugün geçerse haftasonuna göz kırpabilirim, yanağından kesme alabilirim.
ama ya hiç geçmezse ve ölene kadar çarşamba kalırsa diye de endişe etmiyor değilim.

teşekkürler.

15 Kasım 2012 Perşembe

obama peşimizde!!

bugün yine güne hürriyet'teki gazetecilik sınırlarını zorlayan tatlılıkta bir haberle başladım.
aslında içerik olarak haber gayet güzel.
amerika'da çok başarılı olan bir türk'ü anlatıyor.
ama işin içine gazeteci kompleksi girince yazı baya komik bir hale gelirken, garibim zeki çocuk da baya ezik bir hale gelmiş.
Hürriyet ana sayfadaki manşet!!!!

OBAMA'NIN GÖZÜ BU TÜRK'ÜN ÜSTÜNDE!!
bu manşeti okuyunca "aman yarabbim heralde öyle bişey oldu ki, obama da 'o türk'ü beyaz saraya istiyorum' falan dedi" sandım..
ama hiç öyle bir durum yok.

durum tam olarak şu:
ABD'de düzenlenen Üniversiteli Mucitler Yarışması'nı kazanan doktora öğrencisi İnanç Ortaç, kanser tedavisine yönelik keşfiyle bilim dünyasında heyecan yaratırken, başta ailesi olmak üzere Türkiye'nin de gurur kaynağı oldu. Yarışma, ABD Başkanı Barack Obama'nın da büyük önem verdiği bilim ve teknoloji programı çerçevesinde düzenlenmişti.

yani gördüğümüz üzere obama'nın gözü bu türk'te falan değil.
adam sadece bir tane yarışmaya önem veriyor, onu da bir türk kazanmış..
ama okuyunca sandım ki, bu çocuk obama'nın rüyalarına girio, fantazilerini süslüyo falan..
ama aslında adamın kimseyi stolk ettiği falan yok..

mesela ben de nobel'e önem veriyorum, ama bugüne kadar orhan pamuk'u hiç evde beslemedim..
(bu örneğime dikkat!!)
ki zaten obama da benim gibi yapmış, çocuğu saray'da bizzat ağırlamamış:

belli ki obama'nın destek vermesi gereken "politically correct" olan bir proje olduğundan bizim çocuğu da saray'da ağırlattırmış..
ancak bu cümledeki gereksiz bilgiler de gözden kaçmıyor:



anlamadım yani, 2009 yılında yaratılan bir pozisyona todd'un geçtiğimiz mart ayında -yani neredeyse tamı tamına 3 sene sonra- atanması todd'un ayıbı mı?? şair burada todd'a mı giydirio acaba??
"hemen atanan nası atanio todd????"

bunun benzeri bir haberi de yine aylar önce ahu tuğba'nın kızı için görmüştük..
kızı obama'yla görüşen ahu tuğba bayılmıştı, ki ben zaten bu haberde kızın obama'yla görüşmesinden ziyade ahu'nun bayılmasını beğenmiştim..
beyaz saray'ın üstüne mi bayıldı, evde mi bayıldı acaba?? çok takılıyorum bu detaylara..
ne güzel başladı bu cuma..
bayılıyorum böyle magazin haberlerine.. canlarım..
öpt, kib, bye..

7 Kasım 2012 Çarşamba

benimki de inbaks!!!!

10MB büyüklüğünde mail mı olur yaa??
ftp, dropbox, sendspace.... ve sayamadığım milyor tane onlayn dosya paylaşım yöntemi geliştirildi, niye bunlara geçmiyosunuz da benim inbaksımı kitliosunuz?!?!
inadına mı yapiosunuz??
ama dün akşam çok bad dualar ettim..
bugünden itibaren 10MB'tan büyük mail atanları not ediyorum!!!!
öldükten sonra her gece gelicem!!
soğuk soğuk sarılıcam, kapıdan başımı uzatıcam, saçlarınızı düğümlicem, bilgisayarınıza virüs atıcam, evinize çamurlu ayaklarla giricem, sildiğiniz yerlere basıcam, üstünüzde zıplayıp ağırlık yapıcam!!!!
ve sayamadığım binlerce sinsilik..
10MB büyüklüğünde bir ağırlık yaratıcam üstünüzde!!!!
ayrıca duyduğuma göre de indıpendıns gününde bu kişiler bir adım öne çıkıcaklarmış.. öyle diolar..
teşekkürler..

4 Kasım 2012 Pazar

sunday bloody sunday!!!

haftanın en kötü günü kesinlikle pazar!!
pazartesi günü hafta başlamış, strese girsen nolur artık geçmiş olsun, bi de bir an önce başlasın ki bir an önce de bitsin..
zira nefret ederek gittiğim üniversiteyi de bu ilkemden dolayı 4 senede bitirebildim, yoksa kapısından geçmezdim..

ama pazar günleri gün boyunca biri kulağıma "sen de bu şehirde tek başınasın bebeğim, yemek yapsan tek kişilik yemek yapıp yemek hiç zevkli diil, dvd izlesen koltukta hemen uyuyosun, iki laf edicek kimse yok" diye fısıldıyo, çok üzülüyorum..
walla üzülüyorum yaa şaka diil..
anlamadım fakir bi hüzün kaplio içimi..


pazarları herkes ailesiyle oluyo uyuz oluyorum, cumartesi akşamları plan ne diye aramayı biliosunuz, pazar akşamları da arasınıza!!


görürsünüz cumartesileri de ben olmicam.. hıh..


sadece pazar günlerini benimle geçiricek, 2 laf edicek, gelip parkta oturucak bi köle bulsam hemen satın alırdım, ne güzel..

cuma günleri salgıladığım seratonini enerjiye çevirsek 2 gün boyunca nişantaşı'nı aydınlatabilirim, eminim, kesin..

CUMA büyüktür PAZAR
teşekkürler..



1 Kasım 2012 Perşembe

hmm evet tatildeydim..

acısıyla tatlısıyla bir tatilin daha sonuna geldim.
şaka yapıyorum acısı falan yok, son derece zengin bi tatildi yine lüks içinde yaşadık, boğulduk.

genel olarak konuları toparlamakta zorlanan mizacım sayesinde şu an da nerden başlicağımı bilmiyorum.
ortaya atıyorum, siz toplarsınız.

tatil genel olarak olaylı başladı.
badilerim A ve G ile Cuma sabaha karşı İstanbul'dan olaysız ayrıldık ve kendimizi şarabın ve permesanın ana vatanı olan roma'nın kollarını attık.
şehre hiç girmeden, sadece aktarmada bile olmamız bize toskana günlerimizi (!) hissettirdi.
2 saatlik rötarla da birlikte roma'da görkemli, şaaşaalı, kendinden konfetili bi 3 saat geçirdik.
ve bu 3 saat sonunda da sadece tabelalar yardımıyla derdimizi italyanca anlatabilecek hale geldik.
zaten ben daha önceden de çok akıcı bir şekilde "buongiorno" ve de "cinque cento" diyebiliodum.
havaalanında öğrendiğim partenza, arrivo, gabinetto ve destinazione ile de italyancam ileri bir düzeye taşındı..
(sonu özellikle "zione" ile biten italyanca kelimeleri daha çok seviyorum, sanki daha iyi konuşuyomuşum gibi bir his uyandırıyo)
ancak uçağa giderken nasıl olduğunu anlamadığımız bir şekilde badim G'nin bir sonraki uçakta olduğunu öğrendik..
o iş nasıl oldu hala bilmiyoruz. ama G gerçekten new york'a tek başına sonraki uçakla geldi?!?!
ve bunu öğrendiğimiz anda yüzümüzdeki şaşkınlık ve angutluk ifadesi de umarım kameralara çekilmemiştir.
ayrıca uçaktaki gay host'un da bana kafayı takıp bütün yol ayar çekmesi hiç hoş değildi.. fffffahişşe!!!!

5 gün new york ve 3 gün miami olmak üzere 8 günlük bir etaptı ve rüya rüya rüyaydı.
ince ince o oldu bu oldu diye anlatmicam tabiki, sadece öne çıkan bazı doneleri vericem..

*şampanyanın, şarabın su olup aktığı tatlı günlerdi. tabiki champagne breakfast orada da yakamızı bırakmadı.
*new york yürüyüş bakımından biraz yorucuydu, günlük yürüyüş ortalamamız 100 blok civarıydı..
*gece 3'te gittiğimiz mekandan 4 paket italyan makarnası yüklenip gelmemin sırrı hala çözülemedi!! italyan kültürüne duyduğum bu özentilik dozundaki saplantı beni korkutmaya başladı. teşekkürler.
*sentrıl park'ta hande'yla balayımız için aldığımız bisiklet turunda bisikletimizi kullanan kölenin müslüman çıkması ve 2.adım ayşe olduğundan bana proposal köprüsünün önünden geçerken "evlenmemiz gerek" demesi oldukça cesur, çarpıcı, cahilce ve sarkastikti..
fakirlere bu cesaret nerden gelio hiç anlamiorum?!?!

sonuçta sentrıl park'ta bu manzarada evlenme teklifi aldım mı, aldım!!
ama bunu saymıyoruz, yine bekleriiiiiz.
hayatımda ilk defa zenci bi kölem oldu, scarlett o'hara gibiydim.


*triatloncu gibi 4 çift spor ayakkabı almam dikkat çeken parçalardan oldu.
run forrest run.
benden önce koşarak geçen oldu mu??
*VE EN ÖNEMLİ KONUYA GELDİM: koca amerika kıtasında mini kot etek rezervleri tükenmiş durumda..
buradan mişel obama'ya sesleniyorum:
amerika'nın bu oyunlarını yemiyorum tamam mı??
o kot etekler saklandıkları yerden çıkıcak tamam mı??
bunların amerika'nın oyunları olduğunu anlamadığımı mı saniosunuz siz??
*tatilde yaklaşık 20 kişilik bir grup olduğumuzdan aslında zorlasam hiç ingilizce konuşmadan da bitirebilirdim ama kasmadım, niye kasıyım ki deli miyim ben.. aksine pratik olsun diye arkadaşlarımla da ingilizce konuştum, rüyalarımı ingilizce gördüm.. tenks..
*tatil süresince samsonite valize doyduk. ekip olarak günde ortalama 1 valiz aldık aşağı yukarı. zenginlikkkkk.. samtaymz yu kent help it yu nov..
*müzik zevkim tamamen değişti. 8 gün boyunca 24 saat hiphip ve r&b dinledik, dansettik.
ayrıca gangnam styla'ı şu an eser sahibinden daha iyi yapıyorum..
yo! yo!

*miami etabı baya hareketli başladı. ilk gün bizi havaalanında sandy karşıladı. uçan palmiyeler vs oldukça hareketliydi. ama akşamına şehri terketti ve bizi sıcacık miami'ye bıraktı.
*miami'de de japon turist gibi alışveriş çılgınlığı devam etti, günü 3 alışveriş merkezi ile kapadık.
*mandolin'de hayatımdaki en lezzetli yemeklerden birini yedim. miami'ye yolunuz düşerse (ki her zaman düşüceğini düşünüyorum) kesinlikle gitmelisiniz. en en en iyi..
*çok kral olduğu iddia edilen bir striptiz kulübüne gittik. daha önceden bir strip club tecrübem olmadığından bence de kraldı (?!?!) ama sevmedim konsepti.
kadının bir meta gibi kullanılması.........
tabiki böyle bir geyiğe girmicem..
kadınlar baya taş, bu işi de isteyerek yapiolar belli ki..
ama erkekler baya zavallıydı..
onun için bunu görmiyim diye hemen uyudum, her zaman yaptığım gibi çizgimi bozmadım.
*amerika'daki malesef türk reklamları içler acısı.
zengin bir reklamcıya sesleniyorum: sen sermayeyi koy, ben ekibi toplicam, new business'ı da yapıcam ama gel amerika'daki türk işletmeler için bir reklam ajansı açalım nolur!!!!
televizyonda powerpoint'te hazırlanan dişçi reklamı gördüm ben 2 gün önce!!!!
tehlikenin farkında mısınız????
*son olarak da son gecemizdeki cadılar bayramı kutlamaları!!
ben lokal bir isim olan serpil çakmaklı oldum. miami halkı bunu anlamamış olabilir, hatta masamızdaki amerikalı bir kız bana "is this your normal??" dedi..
yani bana göre normal olan sana göre normal olmayabilir bebeğim, bu 1!!
ama yine de sadece seni rencide etmemek için "this is not my normal" dedim, bu da 2!!


dönüş yolunda da her zamanki gibi valizimde yaklaşık 20 kiloluk bir fazlalık vardı ve 200 dolar ek ödemem gerekiyordu ama amca beni çok sevdiğinden "we keep this secret sweetheart" dedi ve benden para almadı..
canlarım benim.. yine gelicem..

ama herşeye rağmen 300 metreküplük evimi çok özlemişim..
eve geldiğimde tek tek porselenlerime, kristallerime, yağlı boya tablolarıma dokundum.. kaplumbağa terbiyecisi bana küsmüş resmen?!?!
piano odasında oturdum, tuşlara dokundum, sonra bi baktım ki günlerdir çalıyorum..
yoksa bu yazımı da daha önceden post etmek isterdim..
sanırım ki 2-3 konçerto çalmışımdır nerden baksan..
işte böyle..
türlü türlü tatlılıklarla geçen bir tatildi..
teşekkürler, tenks, öpt, kib, byeeee.

12 Ekim 2012 Cuma

beyler!!!!

beyler üzülerek görüyorum ki yıl 2012 kadınları hala anlamamışsınız, yani baya hiç anlamamışsınız, tam anladınız derken iyice bozmuşsunuz, yanından geçmemişsiniz!!
aşağıda bazı önemli bilgiler veriyorum, etenşın pliz..

1-erkek arkadaşı olan kadınlar erkekler için extra çekici olabilir ama bu kural kadınlar için GEÇERLİ DEĞİLDİR.
örnek veriyorum:
Busesu, Toner'den hoşlanıyor.
ama Toner'in kız arkadaşı varsa, Busesi döner gider, uğraşmaz..
(tabiki istisnalar olabilir-ama o da size denk gelmez bence, rahat olun)

2-yalvarırım COOL olun!! aşkından yerlerde yuvarlanan hiç bir erkek çekici değildir, kadınsıdır, muhallebi çocuğudur, anasının oğludur!!
reddedilmek ayıp ya da kötü değil ama bunu kaldıramayıp yerlerde yuvarlanmak yazıktır, günahtır!!
bunu bir kadın yapsa inanın bu kadar kötü durmuyor, çünkü adı üstünde "kadın"
duygusal bir yapı
ağlayabilir falan..
ve kadın olduğundan da o kadar göze batmaz..
cool erkek candır, en sevdiğimdir, yerde bulsam hümanizm adına evde besleyeceğimdir..

3-bi centilmen olun yaa!! daha önce de yazdım bunu beyler..
centilmenlik liginde "old fashion" olmak oldukça takdir edilen bir meziyettir, ekmeğini yersiniz..
centilmenlik for dummies:
*kapıdan geçerken kadına yol vermek
*kadının yanında küfretmemek, abi falan dememek: biz sizin kankanız mıyız ya??
*en azından birşeyleri ısmarlamak (bunu konudaki sınırı biliyorsunuz, ilk önce siz birşeyler ısmarliosunuz öküz olmadığınızı göstermek için, sonradan bir erkek, bir kız gidilmesinde sakınca yok, enayi olmayın siz de, benden çok iyi erkek annesi olur ama anne olmayı düşünmüyorum, yazık ki)
*güleryüzlü, sempatik falan olmak
*romantik olmak devamlı ağızda gülle gezmek değildir, arada romantizm ve çeşitli jestler yapmanız, sizi rakiplerinizin bir adım önüne geçirir, candır.

4-player olmak iyi bir meziyet değildir. 20 yaşındayken kızları çekebilir belki ama 30'da değil -ayyhh bununla mı uğraşıcam be, işim var, gücüm var- tepkisi almanız kuvvetle muhtemel.. bi de zaten bi yaştan sonra komik oluyor..
aynen spora gelen 50 yaşında kadınların 20 yaşında gibi giyinmesi ve sürekli etrafı kesmesi gibi..
(MILF'e NO!!!!)

5-bir kıza yaziosanız süreci uzatmayın!! unutmayın ki kimse kimseyi 5 ay beklemez..
telefonunu almak önemli ve cesur bir adımdır..
"telefonunu almiyim, önce facebook'tan eklerim" en sık düşülen ve en kötü hatadır, unutmayın ki facebook bir iletişim aracı değildir!!

6-ısrar insan öldürür!! eğer reddedildiğinizi hissediosanız ısrar etmeyin, dönün gidin, boğarak öldürmeyin..

7-kız arkadaşınıza ya da yazdığınız kıza gün içinde söyleyecek bir şeyin olmasan bile bir mesaj atmanız, bir aramanız önemlidir - zira  burada ne dediğiniz önemli değil, gün içinde aklına gelmiş olmanıza takılır kızlar, takılırız..

8-ve altın değerinde bir madde: kağıdınızı kaleminizi hazırlayın!!
kız arkadaşınız ya da yazdığınız kızın hasbelkader regl olduğunu biliyorsanız (bunu nasıl anlayabilirsiniz: gün sayacak kadar manyaksanız ya da kız size "canım çıkmak istemiyor karnım ağrıyor" dediyse) kızın evine göndereceğiniz bir kutu çikolata sizi zafere koşar adımlar, filler ve taht üzerinde götürür, kaçınılmazdır..
burada önemli konu:
kızlar böyle günlerde evde kalın çoraplar, en makyajsız halleri ve en pamuklu donları ve pijamalarıyla olmak ister ve bundan dolayı da sizi görmek istemez.. burada sorun sizde diil, bizde yani..
bunun için de yapacağınız en saykodelik ve kızı etkileyecek davranış eve asla girmeden bir kutu çikolata verip kaçmak, kapısına bırakmak ya da hiç gitmeden evine göndermektir, hatta yanına da bir çiçek gönderirseniz alır yürürsünüz ben size diyim..



ama yalın ve tek hücreli halinizi seviyorum bilio musunuz??


önemli not:
trip atan kadınlardan kaçın..
kızın derdi varsa çataçat söylesin, orada tartışın bitirin..
ama trip attığında (ki belli baya atio) ve siz bişey mi var dediğinizde, o sürekli ağzını yaya yaya "yoo" dedikçe benim sinirlerim zıplıyo..





11 Ekim 2012 Perşembe

fifty shades of something

fifty shades of grey kabusu bitmiyor.
son 20 sayfadayım, hala en ufak bir değişiklik yok.
ben küçükken annem harlequin okurdu, aklım erdiğince ben de okurdum azcık ve inanın fifty shades of grey bunların sadece biraz daha kalını, hiç bir eksiği yok..
anastasia sayfa başına 7 kere orgazm oluyo, herif kızı bütün iş toplantılarına götürüyor, annesiyle tanıştırıyor falan..
yaa bunları yio muyuz hakaten??
hangi erkek takıldığı kızı annesiyle tanıştırıyo?? iş toplantılarına götürüyo??

2012'de bütün dünyada best seller olan pornografik bir aşk romanından beklenti bu olmamalı yaa..
biraz daha gerçekçi yazılmalı.. ciddiyim..
şu anda oturup yazsam daha iyisini yazarım..
?!?!
(imza: atan tutan şuursuz cesur türk)

şaka şaka daha iyisini yazamam, fantazisel anlamda o boyutta bir hayal dünyam yok..

ama işin içine azcık daha entrika katardım açıkçası..
o kadar tek düze ki..
sürekli duvardan duvara sevişiolar, asla trip yok, cevap gelmeyen mesajlar yok, kıskançlık yok, regl öncesi yersiz kavga çıkarmalar yok, herifin bir tane arkadaşı yok-ezik gibi devamlı kardeşiyle takılıyo-hiç bir gerçekçi öğe yok..
şaka mı bu yaa????
sorularım var!!!!
*bu karının hiç mi başı ağrımıyo?? 7/24 hazır!! wtf????
*bu karı hiç mi regl olmuyo?? ee tabi regl olmadığı için pms de yok.. DİKKAT ÇEKİYORUM BURAYA!!
*canı asla çikolata çekmio!?!? OLDUUUU!!
*herifin bir tane arkadaşı yok!!!! dünyanın en mükemmel erkeği olsa, bir tane arkadaşı olmaması baya düşündürücü.. halı sahası yok, basketi yok, pokeri yok, pes de oynamio!!!! ZATEN BURDA Bİ "ULAN?!" OLMAMIZ LAZIMDI..

helloooo, dünya kadınları!!!!
bunu yemeyelim artık..
gerildim bi an..

kitap kurdu, ulu bilge, ilim irfan yuvası eltim E.B'nin yönlendirmesi ile sıradaki romanım The Game - erkekler için karı-kız kaldırma romanıymış.. ona bakıcam bir de..
zira yıllarca cosmopolitan'da aradığı mutluluğu GQ'da bulan biri olarak bu kitap bize erkek mindset'i ile ilgili bir bilgi verebilir belki..
ben okuyim bi onu, sonra sizi yönlendiricem kızlar..

önümüz kış, yalnız geçmez kızlar :)

önemli not: azeri güzel, hayallerimizin zengini reza'dan son zamanlarda haber alan var mı?? en son RR aldı, haber çıkmaz oldu.. endişeleniyorum, başına bişey gelmiş olmasın??
doğalgaz?
tüp?
kapkaç?
tecavüz?

allahım anneme benzemeye başladım :/

bir itiraf: annem bana telefonda her "doğalgazı kapatmayı unutma" dediğinde, takvim gastesinin 3.sayfasında kapıcı gibi doğalgazdan zehirlenme haberimi okuyo gibi hissediyorum, titreme gelio..
annecim, sadece kapıcı gibi ölmemek için doğalgaz konusuna aşırı hassasiyet gösteriyorum, merak etme..

ama mesela martini içerken ölsem falan bu kadar koymaz..
o zaman da teşvikiye camii'ndeki şaaşaalı cenazem gelio aklıma.. bütün hipster arkadaşlarım gelmiş, herkesin ellerinde martini.. hoca efendi the national'dan "about today" söylüyor falan..
hatta cenazeme st vincent gelirse hocayla birlikte "sleep all summer" dueti bile yapabilirler, ama matt gelirse direkt dirilirim söyliyim..

perşembe cuma yarısıdır..

7 Ekim 2012 Pazar

jimnastik?!?!

yılda binlerce (aslında sadece 2) dolar verip gittiğim süper sosyetik spor salonunda, süper haytek spor aletlerine binmeme rağmem annem hala gittiğim bu spora "jimnastik" dio!!!!
ve bunu heryerde söylüyo..
şu an annemin bütün arkadaşları beni "yo ma hart, yo ma sol" eşliğinde parlak pembe taytla havada zıplayıp bacaklarımı açarken eşzamanlı olarak da ellerimi başımın üstümde çırptığımı zannedio..
bu algıyı nasıl silicem, hatta silebilicek miyim hiç bilmiyorum..
inşallah benim "jimnastiğe" gittiğimi sanan teyzelerin tatlı oğulları yoktur..
zira durumu toplamanın hiç yolu yok..

meraba pazar..

çok elit bir pazardı.
ne denli bunalımda olacağımı önceden öngördüğümden sabah gözümü açar açmaz kendimi, kahvemi ve ekim gq'mu kapıp nişantaşı'nın sentrıl parkı olan maçka parkına gittim.
her zamanki gibi köpeğini getiren tatlı nişantaşı halkı ve biraz da kapıcı vardı ama ben tabiki kapıcılara hiç bakmadım, görmezden geldim.
sarı peştemalimi yere serip, kulağımda da the antlers dinleyerek bi 5 saat falan yattım sanırım.
arada bi uyudum uyandım.

bu arada son zamanlarda inanılmaz uyuyorum. yani yere paralel olmiyim yarabbim, anında uyuyorum.. konuyla ilgili yakın bir badim yakında beni kesicek uyurken heralde, zira haftalardır dvd diye yola çıkmamızdan takriben 2 dk sonra ben uyumuş oluyorum..hatta ona uyku denmez, baya bayılıyorum..
yeni sloganım: UYUMUŞUM BEN :/

heyneyse..
bugün uyumadığım anlarda da etrafı kestim durdum.
azcık da ergen olduğum için bütün gün instagram'ın tüm nimetlerinden faydalandım.
varan 1:
parkta saatlerce beyzbol oynayan bir çift vardı!!
ya ben yürüye yürüye sentrıl parka gittim ya da onlar yürüye yürüye istanbul'a geldi.
koşarak yanlarına gidip onları omuzlarından sarsmak suretiyle "helloooo this is turkey, kebab and belly dancing" diye haykırmak istedim.
bildiğin 2012'nin nişantaşı'sında gözlerimizin önünde beyzbol oynadılar.
şok şok şok!!
ben bu zorlama amerikalılaşmadan pek hoşlanmıyorum sanırım..
istersen sabaha kadar beyzbol oyna, türksün bebeğim, bu gerçeği değiştiremezsin..

varan 2:
hemen yanıma çok da tatlı olmayan hippie bir çift geldi..
en azından ilk görüntü öyleydi..
ama sonra bi anda çantalarından ekmek çıkarıp üstüne peynir ve salam sürerken gözümdeki hippie'likleri ciddi zedelendi; derken de ayakkabılarını çıkarıp çimlerde çorapla yürüyünce imajları sıfırın altına indi.
ve ilk geldiklerinde kafamda yarattıkları patty ve robert imajı bir anda safiye ve faik'e dönüştü.
tanrı saklasın.
baya kötü bir düşüş.
allah düşmanımıza vermesin, tenks, amin.

tabi tüm gün çimlerde yuvarlandıktan sonra o gazla spora falan da gitmedim, spor eşyalarımı kolumun altına aldım tıngır mıngır eve geri döndüm..

yine de seni hiç sevmiyorum pazar!!
hele pazartesi, senden baya nefret ediyorum..
dünyanın bir yerinde pazartesilerin olmadığı bir ülke varsa oraya taşınmak istiyorum ben..



3 Ekim 2012 Çarşamba

sshh dansedelim mi??

çok iyi danseden biriymiş gibi çok sevdiğim salınımlı şarkılarda dansa kalkasım gelio, keşke biri dansa kaldırsa falan diye iç geçiriyorum -  ki normalde slow dans diyince aklıma hep 80'lerin sünnet düğünleri gelir - ki zaten ben de slow danstan hiç hazetmem - ki zaten dans da edemem - ki sanırım bende ritm bozukluğu var.. hareketli şarkılarda nispeten karambole gidiyor da slow'da hiç şansım yok..
aşağıdaki şarkıyı tüm ninja kaplumbağalara armağan ediyorum, en çok da splinter'a..
hmmmm evet küçükken splinter'dan hoşlaniodum biraz, ne var!!

Bu aralar en çok da bu şarkıda dansa kalkasım var..
iyiki annie gibi sesim yok, bütün gün susmazdım, sesim kısılana, ses tellerim aşınana kadar bağrırdım..
ama işte aramızdaki fark da bu sanırım, o bağarmio?!?!
anlamadım da neden bağarmadığını, sesi de müsait halbuki.. deli mi ne?!?!


1 Ekim 2012 Pazartesi

meraba betmen..

1 ekim itibariyle hava kendini yine gotham city'e bağladı..

bu havalarda benim aklıma hemen betmen gelio..
aslında latex giyen erkekler ilgimi pek çekmez ama betmen'in asi ve serseri bi havası var ve sanırım bundan dolayı betmen'den biraz hoşlanıyorum..

bi de çok tatlı bi arabası var..
akşamları  betmobiliyle beni alsa gezdirse, sonra yine eve bıraksa keşke..
aman ne biliyim mesela emirgan'a gidip salep içerdik ya da kanlıca'da yoğurt yerdik falan..

?!?!

şaka şaka bu kadar fakir ve yöresel aktiviteler yapıp kendimi koskoca betmen'e rezil edicek diilim..
güzel lüks biyere drink'e giderdik..
sunset ya da vogue falan olabilir mesela hem betmobille de rahat gideriz..

dimi bet??

28 Eylül 2012 Cuma

yerli dizi yapıcam ama ismi yok henüz..

yerli dizi işine giriyorum.
son zamanlarda tutan yerli dizileri işim gereği hasbelkader araştırmam gerekti.
ve bulgular şoke ediciydi?!?!
şaka şaka şoke edici falan diildi, hatta oldukça klişe ve fakirdi..

hikaye çok basit:
sevdiği fakir kıza kavuşamayan genç, kendini badiye verir..

bu dizi için malzemeleri sayıyorum:
1 adet fakir bakire kız
1 adet vücudu güzel, yakışıklı deli badici
boğaz'da bir yalı
üsküdar semalarında fakir bir ev

bu malzemeler ışığında da olaylar gelişicek..

acaba bi tane de kötü gıdılı azeri zengini mi koysam??
çok kafayı taktım bu azeri işine, bana bu aralar "şüpheli" bir rolls royce çarparsa falan kimden şüpheleniceğinizi biliyorsunuz!!!!

18 Eylül 2012 Salı

zenginin parası..

zenginin parası züğürdün çenesi konulu yazımın bugünkü konuğu tabiki de yine gayri safi milli hasılasıyla ünlü, tanıdığımız en zengin hayal kahramanı, gıdılı damat reza..
dün kızına 1+1 daire aldıktan sonra yaptığı gafın kendi de farketmiş olacak ki bugün hemen rolls royce phantom alarak arayı kapatmış..
canım çok tatlı..
onun için hemen bir yağlı boya tablo çalıştım ben de..
rezacığım, aceleye geldi, çevresine varak çerçeve çalışamadım ama onu da arkadan göndericem..

off inşallah doğumgünüme kadar kanka olabiliriz allam lütfen yaa, tenks, amin..

sshh reza bi tur versene ;))

17 Eylül 2012 Pazartesi

azeri güzel christian grey'de son durum..

ülkemizin gıdılı damadı, bir diğer sıfatıyla ebru gündeş'in kocası bugün ne satın almış başlığımız bugün de boş kalmadı.
reza zarrab, bugün de kızına 750 bin dölar değerinde 1+1 daire almış.
bugünü de boş geçmemiş, öyle ya da böyle bir şey almış olmasını takdir etsem de, aldığı evin 1+1 olması beni biraz düşündürdü..
"benim de evim 1+1 rezacığım, bir tanecik kızın var, ona boğaz'da 7 oda, 9 banyolu bir yalı almanı beklerdim, hayırdır işlerin mi bozuldu acaba?"
baksanıza ama ne tatlı..

26 Kasım doğumgünüm, o güne kadar Reza'yla kanka olursam istediğim cartier gözlük, balenciaga çanta ve macbook pro'yu bana alır belki..

bakalım dostum reza yarın ne satın alacak..

16 Eylül 2012 Pazar

kelebek etkisi..

bir itirafta bulunucam:
ben kelebeklerden hiç hoşlanmam..
hatta oldukça korkutucu, sinsi, içten pazarlıklı ve hain olduklarını düşünürüm..
küçükken trt1'deki katil kelebekler filminden beri de evde her kelebek gördüğümde üstüne atlayıp öldürürüm..
sonuçta hırlısı var hırsızı var..
hem peki ya aslında güve olmadığı ne malum??
sonuçta ikisi de aynı..

Cartier Cabriolet

Az önce gerçek aşkı buldum..

Her standart kız gibi benim de ayakkabı ve çanta konusunda takıntım var tabiki, ama en çok güneş gözlüğü konusunda hassas, obsesif ve hastayım..
Her gün bıkmadan gözlük alabilirim..
Takıp takıp çıkarabilirim..
Az önce de yine yillardır hayallerimde yaşattığım ama canlısını hiç bulamadığım gözlükle karşılaştım..
Kendisi doğma büyüme vintage, asil ve cool..
Babası Cartier'nin ona bahşettiği tüm güzellikleri hakkıyla taşıyor..
Cartier Cabriolet..
Renkleri, gold metal detayları, duruşu, hali tavrı, modeli..
İstiyorum seni Cart....
En çok da siyahını....
Ve eğer seni bir gün kendimden önce başkasında görürsem çok tehlikeli olabilirim..







7 Eylül 2012 Cuma

kadınlar ve taksiler

bir kadının gerçek karakterini öğrenmek için onunla taksi bekleyin!!

her sabah ve akşam işe taksiyle gidip gelen biri olarak kadınların taksi beklerken içlerinden çıkan canavarı şaşkınlık, korku, huşu ve kin içinde izliyorum..

efendi gibi sıraya girip taksi beklerken arkadan gelen kadının ileri yürür gibi yapıp önüne geçmek suretiyle gelen taksiye binmesi çok sinsi bir harekettir..
size çok kinleniyorum söyliyim..
ölünce geceleri gelip yanınıza yatıcam, saçlarınızı düğümlicem, yanaklarınızdan soğuk soğuk öpücem..
bunlar uzun vadeli planlar tabi..
herneyse....
siz taksiyle yanımdan geçerken, yüzünüze öylece salaklığımdan bakmıyorum aslında, içimden bağıra bağıra FAHİŞE KÖYLÜ diyorum..
o an dışımdan hiç bir şey yapmamamın sebebi muhtemelen senden daha medeni oluşum, daha düzgün bir terbiye almış oluşum, asil oluşum, sör arkadaşlarım olması ve sayamadığım daha yüzlerce zengin sebeptendir..
zira o an sinirimden seni ısırabilir, gözüne rotring kalem saplayıp saplayıp çıkarabilirim..

LADIES,
sırada beklemek kötü bir şey değildir, aksine beklememek ciddi bir davranış bozukluğudur, hainliktir, sinsiliktir, cahilliktir, fahişeliktir, orospuluğun önde gideni-bayrak tutanıdır..

geç kalmış olabilirsin belki.. ama o zaman bunun da gayet medeni formülleri vardır:
a)daha erken çıkabilirsin..
b)senin önünde bekleyen kişiden izin alabilirsin..

GUYS,
şu kadınlara paye vermeyin rica ediyorum, ne biliyim mesajlarına cevap vermeyin, gezdirip tozdurmayın, evden alıp eve bırakmayın..


son sözüm:
inşallah bunu yapan kadınlar evde ve ölene kadar erkeksiz kalır..

yaklaşmayın ateş ederim!!!!
rrrrr!!!!

26 Ağustos 2012 Pazar

fifty shades of grey

best seller olmasından kelli, kimseden geri kalmiyim diye ben de "fifty shades of grey" okumaya başladım..
bugün itibariyle de kitabın yarısından çoğunu bitirdim, bu noktaya kadar heralde bir yerde değişecek diye de kendisine pek çok şanslar verdim..
ama geldiğim noktada hala bu kitabın nasıl best seller olduğunu anlamıyorum..
bu amerikalılar hayatlarında aşk romanı mı okumadı acaba diye düşünüyorum bir an ama o da pek mümkün gelmio..
o zaman bu kitabın bütün dünyada bu kadar yankı bulmasının sebebi nedir?!?!
ülkemizde gereksiz şeylerin yazarı olarak büyük ün yapmış olan hatta son zamanlarda ayşe arman'ın da rakibi olduğunu düşündüğüm ertuğrul özkök bile yazmış..
yaşlı başlı adamsın sana noluyo ya!?!?
RIP Amy yazısından sonra kendisini okumayı bırakmamın ne kadar doğru bir karar olduğuna bir kez daha kanaat getirdim.. Çocukları "babam çok fena bunadı ama hürriyet de bunu kovamadığı için hala yazmaya devam edio, durduramioruz" diye düşünüyodur kesin, yazık..
Neyse..
Kitabın normal bir aşk romanından iki-üç doz daha pornografik olması dışında biz okuyuculara verdiği ek bir bilgiye ben henüz rastlamadım ya da çok şaşırtan bir detaya vs..
Zaten kitabı okuma kararımı da "ulan 30 yaşına geldim, yıllardır da aşk romanı okumadım, bakalım algılarda değişiklik var mı" diye verdim..
sonuç:
ya ben çok olgunlaştım (ki hiç sanmıyorum) ya da bu kitap hakaten oldukça standart bir aşk romanı..
bu arada kitaba başlarken aşk romanı olduğunu biliyordum tabiki o kadar da şuursuz değilim ve de aşk romanı ne kadar sıkıcı olabilir ki diye düşündüm..
ama geldim gördüm ki baş karakter ve asıl hallenmem gereken kişi Christian Grey'in ağzına iPhone'la vurma histerilerim herşeyin önüne geçmiş..
gerçek bir sonradan görme, gerçek bir hanzo..
sürekli bi "o kadar zenginim ki balım, babanı bile satın alırım" tripleri gerçekten asap bozuyor..
ve yazar adamın her sayfada daha da, daha da zengin olduğunu anlayalım diye hayal gücü elverdiğince yazmış da yazmış..
(benim gibi lüks düşkünü asil arkadaşlarım bilir, bunun görsel bir örneğini birkaç sene önce Aşk-ı Memnu'da Çetin Özder sureti altında izlemiştik)
ve bence Seattle'lı zengin, yakışıklı, genç milyarder olarak bize tanıtılan Christian Gray, aslında Ebru Gündeş'in zengin, azeri ve de gıdılı kocasından başkası değil!!!!
Esas kız olarak da rol alan Anastasia Steel ise malesef gerçek bir köylü, gerçek bir sümsük..
sürekli bir tevazu, sürekli bir ezilmeler falan filan.. herif zengin işte, arabalar, mac book pro'lar havalarda uçuşuyo, nasılsa kabul ediceksin, baştaki kabul edememlere ne gerek var, niye bizi buraları okumak zorunda bırakıp da vaktimizi çaliosun??
zaten yıllardır da ev arkadaşının elbiselerini giymişsin hatta mezuniyetten sonra da kızın sırtından düşmeyip Seattle'da kızın ailesinin kıza aldığı eve yerleşiosun iç güveysi gibi.. sonra da adamın aldığı iki tane kitabı kabul etmemeler nedir balım allaşkına.. havan kime??
ay çok gerildim, bi viski falan mı koysam acaba??

her zaman söylerim, fakirlikten hiç hoşlanmam, zenginlik, kast sistemi vs her zaman tercih ettiğim yaşam formlarıdır..
ancak zenginliği de mütevazi şartlar altında severim..
aksi halde öyle azerbaycan zengini gibi gözüme gözüme sokulan zenginliktense fakir ama gururlu olmayı tercih edebilirim..
şaka şaka etmem..
azeri de olsa zenginliği tercih ederim tabiki manyak mıyım ben..
ancak mütevazi olan zenginliği daha çok tercih ederim, bayılırım, öperim, evde beslerim..

mesela ben..
kapı kolları, kartonpiyerler ve piyano odası ile birlikte 60 metrekare-300 metreküp olan evime gelen arkadaşlarıma ilk etapta ne kadar "down to earth" görüksem de ikramlarımki küçük detaylar (Osmanlı'dan kalma antika çay bardaklarım ve Belçika porseleni pasta takımım gibi) ile onları yakalarım..
işte böyle tatlılıklardan bahsediyorum canlarım..

insan herkesi de kendi gibi asil olsun istiyor ama günümüzde bu malesef  pek mümkün değil..
ne biliyim en azından keşke sör arkadaşlarım olsaydı.. elton john'a bile razıyım..
ama olmayınca olmuyor işte..

Bu arada da kitaptan biraz sapmışım her zamanki gibi..
Umarım kaldığım bölümden sonra ciddi bir manevra ile kitap değişir ve beni çok şaşırtır..
tavsiye eder misin diye sorarsanız da, eğer boş vaktiniz varsa "aman şöyle çıtır bir kitap okuyayım" diyorsanız evet edebilirim, böylece hem tüketim motivasyonunuzu beslemiş hem de bir best seller okumuş olursunuz..

daha asil nesillerin olduğu, daha zengin günlere....

Yours sincerely,
My dé Mujjjj





13 Ağustos 2012 Pazartesi

save the last dance?!?!

uzun zamandır düzenli sayılabilecek bir frekansta spora gidiorum..
ama hiç sosyalleşmiorum, derslere pek girmiorum-saatlerine uyduramiorum kendimi-anca yaldır yaldır koşuyorum, 2 saat kardio yapiorum falan..
bu hafta badim Aslı'yla birlikte dedik ki "bu böyle olmaz, derslere girelim, daha faal bir spor olayı yaratalım"..
ve hemen sanatçı, elastik ve estetik mizacımıza en uygunu olan "everybody dance" derslerine katılmaya karar verdik..
dersin zamanlaması da o kadar iyi ki; haftada 1 gün ve o da Pazartesi günleri 18.30'da..
dersin konusu da R&B ve Hip-Hop!!!!

oohh mis!! tüm pazartesi, günün geçmesi için hem bir motivasyon olucak hem de akşama da pazartesi stresini atıcaz..
tabi şimdi ders programından okuduk; "Ozan hocayla R&B ve Hip-Hop" diye görünce tamam dedim resmen Save The Last Dance'e bağlarım burdan alır yürürüm, sonra gelsin hayaller, gitsin fantaziler..
ve gerçekler:
canım hocam o kadar gay ki ancak bu kadar gay olabilir?!
ve de demet akalın'ın kareografı?!
yaşadığım üstüste şoklardan sonra kendime geldiğimde 3.şarkıda falandım..
(3.şarkıya kadar da demet akalın'la dansedioduk)
ama sonra o kadar utandım ki!! zira canım örtmenim o kadar güzel dansedio ve bize karşı o kadar sabırlı ki bütün moral bozukluğumu bir kenara bıraktım ve J.Lo'dan Rihanna'ya, Beyonce'den Spice Girls'e savurdum kendimi ve dersin sonunda da ilk ders için oldukça iyi olduğuma dair bir yıldızlı pekiyi bile aldım..

artık bundan böyle de buraların kötü çocuğu benim..
akşamları harlem'den çocuklarla buluşup çöp tenekelerinde ateş yakıp dansedicez..
bu serseri ve asi halim hoşuma da gitti açıkçası..
ve bence şapkaları yan takıp, shaq şortu giymediğim sürece de sorun yok..

şimdi bu hafta boyunca hareketlerimize çalışıp önümüzdeki derse hazırlanıcam, rahatsız edilmek istemiyorum..
içeri girmek için sebastian'dan izin alıp, kapıyı da çalarsanız sevinirim..
bir sonraki büyük adımım ise Yetenek Sizsiniz Türkiye'nin Köln'deki seçmelerine katılmak olucak..

ameeeet das kağamel?!
aberscheitznicht amet!!

almancı doğmadım ama sonradan zorlasam olur muyum acaba??

aufvidaziiiin..

3 Ağustos 2012 Cuma

helloooo get a room!!!!

son günlerde spor salonunda benim mi farkındalığım arttı, yoksa gerçekten erkekler deli gibi birbirini kesmeye mi başladı anlamıyorum..
yani kestiğinden eminim de hep mi kesiodu, yeni mi başladılar orasını anlamıyorum, yoksa hayatta herşeyi çok iyi anlıyorum, cin parçası gibiyim..
neyse yani öyle böyle kesmiolar, birbirlerini gözleriyle soyup soyup giydiriolar..
ben orda bir dişilik sembolü gibi aletten alete zıplarken dönüp bakmiolar, kendi iğrenç kıllı vücudlarını süzüyolar..
asla gay'lere karşı olmadım ama bi rahat durun yaa!! böyle de abartılmaz ki!!
en amerikan aksanımla onlara "hellooooo get a room" demek istiyorum..
yabancıların bu lafını da çok seviyorum, ama hiç gerçek anlamda kullanma fırsatım olmadı, keşke olsa..
iki öpüşen insan görseler hemen "get a room"
sanki bütün öpüşmeleriniz yatakta bitio.. paçoz şeyler..
neyse yani madurum, konsantre olamıyorum, çünkü "bunlar burda böyle kesişiosa giyinme (soyunma da diyebiliriz) odasında neler yapiodur" diye düşünmekten kendimi alamıyorum..

30 Temmuz 2012 Pazartesi

itici kız..

kızların sevgili yaptıktan hemen sonra en yakın arkadaşını sevgilisinin kankasına kakalama saplantısından hiç hoşlanmıyorum..
"ya kıssıaam toner'in çok tatlı bir arkadaşı var, sizi tanıştırıcam sonra 2 çift gezmeye başlarııaaaaz kokorikukirikei"
baya itici!!!!
ille de bi anda hayatlarınız birleşmek zorunda diil kızlar..
hatta herkesin bireysel olarak özerk birer hayatının olması da oldukça sağlıklı bir durumdur..
yani siz biraraya geldiniz diye bütün arkadaşlarınızın da birbirini sevmesini ve birarada takılmasını hatta aşk yaşamalarını bekleyemezsiniz..
onun için rahat olun azcık, hasbelkader bir ortamda tanışırlar ve aşık olurlarsa olurlar, ama siz itmeyin nolur, çok boğucu oluyo!!!!

bu durum sevgilisinin annesiyle kanka olan, sürekli telefonlaşan kız hali kadar itici..
o kızlardan da hiç hoşlanmıyorum, daha ortada fol yok yumurta yok, devamli sevgilisinin annesini aramalar/sormalar; anneler gününde tebrik etmeler falan..
burada verilen mesajı söyliyim beyler: ANNENİN GÖZÜNE GİRİYİM DE!!!!....

biraz mesafe..

önemli not: şirin kızlardan gerçekten hoşlanmıyorum..

25 Temmuz 2012 Çarşamba

annemle imtihanım..

annem aradı az önce
"fatoş'un oğlu kız kaçırmış, fatoş'un oğlu kadar olamadın" dedi..
(fatoş: evde çalışan abla)
"anlamadım ben de mi kaçıriyim" dedim;
"ne biliyim 29 yaşına geldin, kaçır, kaçırıl bişiler yap işte, kaçırırsan ayvalık'a getirebilirsin" dedi?!?!

sonra da benden sağlıklı bir birey olmamı bekliosunuz dimi??
bekleyenler bi adım öne çıksın..

onbir ayın sultanı temmuz!!

Yine açılışlar, davetler, organizasyonlarla dolu bir Temmuz ayı..
Açılışı bir organizasyon için Kıbrıs’ta yaptım ve maalesef Kıbrıs’ı hiç sevmedim hatta nefret ve kin duydum, lanet yağdırdım..
Aslında çok da güzel bir organizasyon olmasına, mükemmel ağırlanmamıza rağmen Kıbrıs bi olmadı..
Bence zaten kuruluşundan beri Kıbrıs hiç olmamış, satalım orayı bence..
Neyse, böyle politik konuları daha farklı bir platformda değerlendiricem?!?!
Walla kimse kusura bakmasın ama hiç ait olduğum sınıf sistemine uygun değildi ve bundan dolayıdır ki kast sistemine duyduğum derin sevgi ve bağlılık bu tatilde daha da perçinlendi..
Gündüz gittiğim havuz kenarı ve plaj neybırhuudlarında maruz kaldığım yüksek dozda topuklu plaj terliği ve slip mayo sayesinde Kıbrıs artık benim için tam anlamıyla bir “fakirland” oldu..
Bi de bunlar yetmezmiş gibi bu tatilde aslında biraz da utanç duyduğum bir talihsizlik başıma geldi: klimadan boynum tutuldu, hem de çok fena..
2012’de artık hala klimadan boyun tutulur mu allaşkına bu ne yaa!!
bence klimadan tutulmak “mojito tutması” kadar kıro ve fakir bi hareket.. ama gelin görün ki ben tutuldum.. benim gibi lüks ve şaşaa düşkünü bir insan için takdir edersiniz ki bu durum ziyadesiyle utanç vericiydi..
Sanırım bu tatilde en mutlu olduğum anlar duty free kısımlarıydı.. siz düşünün yani..
Keşke yurtdışına çıkmadan da duty free’ye girebilsek.. aah ah.. umut fakirin ekmeği..
Öğğkk o ne be!! Resmen fakirlikle ilgili özlü sözler falan söylemeye başlamışım..
Seni hiç sevmedim Kıbrıs ve umarım ömrümün kalanında da bir daha karşılaşmamız gerekmez, sorun sende diil bende Kıbrıs!! İstersen daha da uzatabilirim, ayrılık klişelerini sıralayabilirim??
Ama bu tatilden hemen sonra beyaz Türklerimle kucaklaşmak için kendimi Bodrum ve Çeşme sahillerine attım..
Allahım all those blush and martinis!!!!
 (bazen kendimi İngilizce daha iyi ifade edebiliyorum, rüyalarımı bile İngilizce görüyorum?!?!)
su gibi akan şaraplar, kokteyller, Ege’nin serin suları, her akşam 9’a kadar iskelede yuvarlanmalar,  Adamik ve tatlı çocuklar..
ve tabiî ki suit odamız..
her şey o kadar zengin, o kadar görkemliydi ki..
daha yazmiyim bence artık..
Bize bıkmadan, yorulmadan hizmet eden Otto Flamm ekibine ve transporteyşın’da desteğini esirgemeyen Cihan Abi’ye tekrar teşekkürler ama üzülmeyin yine geliceeeeez süpriiiiz.

##untitled##

pek bi yazamıyorum bu aralar..
bakıyorum acaba söylicek şeyim mi yok diye??
yoo aslında var da..
cır cır maşallah hiç de susmuyorum hatta..
ama yazmaya üşeniyorum.. keşke ben düşünsem blogspot benim için yazsa..
yani bunu da ben mi düşünücem??
ancak sitenin tasarımını değiştirin zırt pırt aklım karışsın diye..

evet evet bi tıkanıklık var bende, bi olmuyorum ben bugün..
bi de yine gergine bağladım bu aralar, feytıl atarlar ve giderler şeklindeyim..
öyle yani yapicak bişey yok..
sonuçta pms'le ilgili sonsuz yazılarımı okumuş olmanız lazım..
bu dönemi minimum hasarla atlatmak için beni sonsuz toblerone'la beslemeniz, şarkılar söylemeniz, saçlarımı örmeniz gerekir..
ayda bir de benim için bunları yapamıcaksanız ohoooo, tekrardan oturup konuşalım bence..

o diil de bu aralar fena halde orası burası başka renk erkek gömleklerine taktım..
hani var ya böyle mesela yakası ve kol manşetleri beyaz, ama vücud kısmı çizgili..
onu kim çıkardıysa çok fena bad duamı alio söyliyim..
ıykk acaip çirkin bişeyler ya, mahsun kırmızıgül gömleği gibi..
bi de mahsun kırmızıgül vardı?? acaba yeni bir doğu anadolu yarasını ne zaman film yapıcak??
of ya keşke twilight serisini mahsun'a çektirselerdi..
burdan sonrasını ben hayal etmicem!!!!
etmiceeeeemmmmm la la la lalaaaaaa şarkı söyleyerek bu düşünceden uzaklaşmam lazııııım!!!!

ay ya ve şu anda da nası saçmalıyorum belli diil, yazıcak bişey bulamadıkça sarpa sarıyorum, işin içinden çıkamıyorum, ben yarına kadar giderim böyle söyliyim, acil konuyu bir yere bağlamam lazım..

ya neyse ya bu yazı hiç olmadı, okumayın bence..
ben de bi daha okumicam, yıllar sonra Yasemin "halam da iyi saçmalamış, bozmuş bozmuş toplayamamış" desin diye yayınlıyorum yani sorumlu hissetmeyin sakın..

21 Haziran 2012 Perşembe

cibinlikli tatile gitmek istiyorum!!

dayatmaları, sınırlamaları sevmediğimi biliosunuz!!
işte yaz geldi ve bir sınırlama daha!!
ortalıkta şahane oteller, havuz kenarı fotoğraflar, cibinlik görselleri kol gezio..
ben de tam aşağıdaki fotoğraflar arasında bir o yana, bir bu yana savrulurken farkettim ki bu otele sevgilim olmadan gitmem neredeyse imkansız..
kızkıza gitsek otele girmiyoruz, yazık ziyan olucak..
(kusura bakmayın kızlar ama bu ortamı sizinle paylaşmak isteyip istemediğimden emin diilim)
http://www.katikies.com/photo-gallery.php

ee peki ben sevgilim olmadan romantik tatil yapamicak mıyım??
cibinlikle uyuyamicak mıyım??
bu en doğal dişilik hakkımdan feragat mı edeceğim??
YOK CANIIIIIM???? ;)

bunun için de düşündüm ki bi jigo tutiyim ve onunla gidiyim romantik tatile??
parasıyla diil mi arkadaşım??
sonuçta para yoksa romantik otel de yok, aynı mantıkla baktığımda para yoksa sevgili de yok diye düşünebiliriz bence ve birer tane en yakışıklısından jigo tutabiliriz kızlar..

oohh istediğimiz zaman romantik tatil, istediğimiz zaman kızkıza tatil yaparız..
avrupa kupası yok, stresi yok, tribi yok..
herşey fee'ye bağlı..
100 lira fazla ver maç izlemesin, 20 lira fazla ver çiçek getirsin oooohh!!

ben bunu niye daha önce düşünemedim ki?!?!

12 Haziran 2012 Salı

camı kapar mısınız klima açık?!?!

yazın gelmesine deli gibi sevinen biri olarak bu yaz mevsiminde muzdarip olduğum tek bir konu var: araç sahiplerinin klima hassasiyetleri!!
yazın dışarısı sıcak da olsa çözümü var bence, daha hızlı yürürsen yüzüne çarpan bir serinlik vs yaratabilirsin..
ama arabadaysan durum gerçekten çok çaresiz, zaten hava sıcak bi de oturduğun koltuğun sıcaklığı falan sauna gibi oluyo..
eğer arka koltukta oturuyorsanız da bunun için en güzel çözüm camı açmak, deli gibi, sonuna kadar, hunharca, umarsızca açmak!!
ve o anda da sürücünün cam sensörü devreye giriyor ve beklenen replik geliyor "klima açık, camı kapar mısınız"
ay nerden anladın o sıcakta camı açtığımı?? pronet mi taktırdın camlara yaa??
ayrıca da klima açık da bana mı açık!! kendin önde püfür püfür gidiosun ama bana hiiiiiçççç gelmioooo!! anlio musun gelmio??
ve sen önde klima açık diye egolarını tatmin edicen diye de arkada sıcaktan buruşmaya niyetim yok!!
sıcaktan kendimi tırmıklıyorum arka koltukta farkında mısın huhuuuuu????
ve yani cam açmaya olan bu düşmanlığınız niye??
açtığım camları yiyorum sonra falan mı saniosunuz??
en en fazla belki azıcık daha benzin harcıyosunuz ama yaz da zaten 2 ay, o 2 ayda da azcık fazla benzin harcayıverin ne var..

taxide çözümü buldum "anlıyorum size klima geliyor ama bana hiç gelmiyor, ben 2 lira fazla vermeye razıyım, onun için de ölmemem için camı açmak zorundayım kusura bakmayın" diyorum ve açıyorum #yaşasınkapitalizm

sevgili araç sahibi arkadaşlarım, lütfen o zaman ya ben her zaman öne biniyim ya da bırakın arka koltukta hür irademle açtığım o camın tadını çıkarıyim..

eskiden raks pervane vardı, ne güzel bişeydi o aklıma geldi bak..

en iyi düğün, arkadaşının düğünü!!

hayatta aslında hiç alakam olmayan, yanından bile geçmediğim konularda saçma sapan korkularım var ve sanki her an olabilirmiş gibi rüyalarıma girio, uykularımı kaçırıp, tansiyonumu çıkario..
mesela saray merdivenlerinden aşağı doğru yürürken bir anda patır patır yuvarlanmak gibi..
?!?!
büyük ihtimal şu ana kadar olduğu gibi hayatımın kalanında da uzun saray merdivenlerinden inmem gerekmicek, ama korku işte, önleyemiyorum..
bir diğer korkum ise düğün fobisi..
yani kendi düğünümün fobisi..
yoksa arkadaşlarımın düğününde deli gibi eğleniyorum, çıldırıyorum, leydi çizgimden çıkıyorum, her gittiğim düğünde de düğün videolarında gelin ve damattan çok yer alıyorum..
ama aklıma "allahım ya benim de düğünüm olursa" sorusu geldikçe ooooooooofffffffffffffffff

sağolsun bu yaz bütün arkadaşlarım teker teker evlendikleri için bu korkum da kontrol edilemez bi hal aldı!!
BEN DÜĞÜNÜM OLSUN İSTEMİYORUM, RÜYALARIMA GİRİO!!
rüyalarımda kendimi böyle kalabalık düğünlerde gelinlikle gördükçe üstümde filler dansedio gibi bir ağırlık gelip oturuyo, sonra sabaha kadar işin yoksa otur!!
evliliğe asla karşı değilim, şart olmamakla birlikte olması da muhtemel olarak bakıyorum hatta eğlenceli bir şey bile olabileceğini düşünüyorum..
burada önemli olan aşağıdaki hatalara düşmemek:
http://mymujjjj.blogspot.com/2011/12/yeni-evli-kliseleri.html

aklıma geldikçe öss'ye yeniden giricekmişim gibi kan basıncım artıo, başım dönüo..
anneme bu konuyu ufaktan çıtlattım, yarın öbür gün anne ben evleniyorum falan dersem düğüne bağlamasın diye, ikna oldu gibi..
ama umarım o gün gelip çatarsa (ki şimdilik zor gibi) hafızayı resetleyip fabrika ayarlarına dönmez..
annecim, okumaman gereken saçma sapan bütün yazılarımı ezbere biliosun, umarım bunu da okursun:
ben düğün tipi bir model diilim hiç, mesela bazı kızlar var hakaten düğünde çok şık duruyor, ama ben o diilim hiç, sen de bi hayal etsen anlican zaten-hatta hayal bile edemiceksin, böyle bi eğreti olucak ikna olucaksın dene bak..
içime darallar gelio düşündükçe..
bu konuda siz de benimle aynı fikirde olursanız çok sevinirim..

ama herkes evlensin ben gidiyim dansediyim falan ona tamamen okeyim, hatta beni piste yakın bir masada konumlandırırsanız da bu düğün projesini win-win tamamlayabiliriz..

yazdım sanki bi rahatladım gibi du bakiim?!?!
umarım bu itiraf neticesinde haftasonu yapacağım aile ziyareti bir aile faciasına dönüşmez, öptüm anne :)

11 Haziran 2012 Pazartesi

çok değil, azıcık empati!!

bugün öğlene kadar ne kadar mutluydum pazartesi olmasına rağmen..
ta ki insanoğlu beni yine delirtene kadar..
garson ya da bir şekilde bir mekanda, ofiste vs bize servis yapan insanları azarlayanlardan nefret ediyorum, gözlerine rotring kalemleri saplayıp saplayıp çıkarmak istiyorum..
biliyorum kibiriniz yüzünden empati asla sizin için, ama birazcık yapmaya çalışın nolur ya!!
kast sistemi jargonuyla konuşmam gerekirse size servis yapan ve muhtemelen sizden az da olsa daha alt kademede çalışan bir insanı azarlamak nasıl bir ego tatmini??
gerçekten bu sizi rahatlatio mu??
azıcık da olsa vicdanınız sızlamio mu??

size servis eden insan kaç saattir ayakta, sabahtan beri kaç kişiyle muhatap oldu ve bu sıcakta sersem olmuş olabilir mi acaba??
her türlü cinliğe işleyen o güzel kafalarımızı biraz da bu sorular için yorsak??
ve çözüm de o kadar basit ki; servisten mutlu değilsen nazikçe kalk git..

tam da "yoksa medenileşiyor muyuz" diye düşünürken, etrafımda yine bir anda böyle insanlar görünce çok üzülüyorum gerçekten..

hergün kendimi teyid ediyorum; ben hayvanları insanlardan çok daha fazla seviyorum..

6 Haziran 2012 Çarşamba

saçlar önemli

Her ne kadar eleştirsem de bazen ben de klişe kız olabiliyorum, olmiyim olmiyim diorum ama hormonal sanırım elden bir şey gelmiyor.. Annem son geldiğinde acı acı bakıp "senin saçların azalmış parlaklığı da gitmiş" demek suretiyle beni itin g.tüne sokup sokup çıkardı.. Ben de acı ve keder içinde napiyim diye düşünürken argan yağı diye bir şey keşfettim, 3 gündür kullanıyorum ve saçlarım süper yumuşadı ve parlamaya başladı, eğer sizin de böyle bir derdiniz varsa tavsiye ederim ladies.. Yaz geldi saçlar güneşte parlasın dimi ;)

3 Haziran 2012 Pazar

yaza girmeden bazı önemli bilgiler..


sonunda bugün başucu dergim olan GQ'nun Haziran sayısını okuyabildim.. her zamanki gibi yine şok edici, sarsıcı bazı bilgilerle donandım..
şaka yaptım, öyle sarsıcı falan diil..
tahmin ettiğim bazı bilgilerimi teyid ettim diyebilirim..
cosmopolitan'da her ay yazan "erkeklerle ilgili klişe bilgilerin" kız versiyonları bu ay yine var..
kadınlarla ilgili "gerçekleri" okudum okudum anlamadım?!?!
böyle yazarsannız adamlar "kadınları anlaşılmaz" demekte haklı tabi..

beyler,
bu sayıyı özellikle yaz modası ve Glenn O'Brien'ın yazısı için almanızı tavsiye ediyorum..
Modayla ilgili sevdiğim ipuçları var --> güzel ayakkabılar, güzel gözlükler

Bence bir erkeğin görünümü için en en en temel 2 şey --> ayakkabı ve gözlük
bu ikisi güzelse gerisi kötü de olsa çok dikkat çekmio..
yani beyler, siz sizin olun, bir gözlük bir de ayakkabıya parayı kıyın..
ciddiyim..
hatta bence bu kural kesinlikle kadınlar için de geçerli, ama kadınlarda extradan bir de çanta konusu var..

ayakkabıda toms vb espadrillerin hoşuma gittiğine karar verdim..
yazlık renk renk pantolonların ya da şortların altında gayet kabul edilebilir..
ama tabi normal hayatınızda ferman toprak dinleyip Reina'da sabahlıyorsanız, sizin tarzınız için özel olarak bir konuşalım derim, belki sizin için cevap Toms değildir, kimbilir..

bir de takım elbisenin paçalarını kısa tutup altına püsküllü loafer koymuş, o da süper olmuş..
biraz cesur tabi, kreatif direktör ya da mimar ya da mekan işletmecisi falan değilseniz bu kıyafeti resmi bir iş yemeğine giyemezsiniz, giyerseniz de sizi takmayabilirler..
ama yazlık bir yerde yakın bir arkadaşın düğününe giyilmesi halinde ekmeğini yersiniz söyliyim..

bunun dışında bu yaz beylerin gardrobunda olması gereken diğer maddemiz: vilebrequin mayo!!
biraz pahalı, indirime de girmio hain ama burada da ekmeğini yeme durumu söz konusu olabileceğinden hedefler doğrultusunda fayda-maliyet analizini yine size bırakıyorum..
şayet ki faydası maliyetinden az ise daha düz, klasik mayolara yönelebilirsiniz..
burada üzerinde durulması gereken önemli nokta: abercrombie'nin japon güllü modeli artık out üzeri out bir hal aldı; hani artık bu hataya da bu yaz düşmezsiniz diye düşünmekle birlikte uyarımı yapmadan edemiyorum..


dergide en sevdiğim diğer kısım ise yaz aylarında sevgilinize alabileceğiniz hediyeler kısmı..
bayıldım bayıldım..
kıza bi tane cutler&gross gözlük ya da tory burch clutch alsanız elinize mi yapışır??

fiyat anlamında arada bir uçurum yok, tercih sizin.. her ikisi de bir kızın kalbine doğrudan, hiç bir yere uğramadan gider söyliyim..
gözlüğü neredeyse nişantaşı'ndaki bütün gözlükçülerde, çantayı da beymen blender'da bulabilirsiniz..
artık ben de size daha napiyim.. bu yazıyla tüm erkek arkadaşlarıma birer sevgili bulma şansım olsaydı inanın yapardım beyler, ama ben de insanım takdir edersiniz ki..
ama yukarıdaki tavsiyeler ışığında bu yazı tek geçirmezsiniz size bunu garanti edebilirim..

sizin de benim için yapacağınız sürprizleri ivedilikle bekliyorum..

herkese iyi yazlar,
MyMüjjjj

29 Mayıs 2012 Salı

açılı poz

tamamen ön açıdan çekilmiş fotoğraflara hemen açılı poz veren kızlara bayılıyorum, o kadar tatlı-o kadar tatlılar ki insanın yanağından kesme alası gelio..
oradaki motivasyon nedir allaşkına bi söyleyin ya!! önden çirkinsiniz de ancak yandan mı gideriniz var, yoksa yandan sexy olduğunuzu mu düşünüyosunuz??
off baya antipatik oluyosunuz yaa..
hadi 90'larda falan yüksek belli kot etek gibi hepimizin utandığı ama yaptığımız şeyler arasında olabilir bu, ama 2012'de yaşı 30'a dayanmış kızlarda hiç hoş olmuyor söyliyim..
menopoza süper mini etekle giren kadınlar kadar gülünç hatta..
bu pozu tam anlamayanlar için eltim E.B. ile ufak bir demo hazırladık:
bkz. görsel #1
gördüğünüz gibi gayet primitif bir geometri bilgisiyle kameranın aslında tam karşıda olduğunu ve belden dönme yapılmaması halinde de gayet düz bir resim olması gerektiğini anlayabilirsiniz..
ama heyecan yumağı karakterlerimiz belden birbirlerine doğru 90'a yakın bir açıyla dönmek suretiyle tatlılıklarına tatlılık katıyorlar..

bunun bir ileri sayfası, aynı pozu peace işaretiyle vermektir ki bu da bir altın vuruş değerindedir, tadından yenmez..
canlarım benim..
çevrenizde bu hataya düşen tanıdıklarınız varsa, uyarınız, rencide ediniz..

gencin ve gençliğin dostu,
MyMüjjjj

28 Mayıs 2012 Pazartesi

ine rileyşınşip

insanoğlunun aşıkken türlü türlü saçmalıklara adını altın harflerle yazdırabileceğini biliyorum..
ama bu "ine rileyşınşip" moduna geçişi en az foursquare kadar anlamıyorum!!
"heeyy bakın benim sevgilim var, ona göre efendi olun" mu demek??
"oha benim bile sevgilim var" mı demek??
"eski sevgilim ve onun paçoz arkadaşları görüyo musunuz sevgili yaptım, mutluluktan geberiyorum" mu demek??
yoksa gerçekten süper naif bir şekilde çiftlerin birbirlerine gösterdikleri basit bir bağlılık ifadesi mi??

şu an bu modda olan arkadaşlarımı asla eleştirmek için yazmıyorum, sadece çok samimi bir şekilde ruh halini anlamaya çalışıyorum..
zira eleştiriceksem lafımı esirgemeden çatır çatır itin götüne sokar sokar çıkarırım bilirsiniz..
fakat ben yıllar yılı olan sevgilimde bile bu moda geçmeyi hiç aklımdan geçirmedim, hatta bence o da geçirmedi ki bunu dillendirmedi..
ya da belki de aklımıza gelicek kadar ine rileyşın diildik kimbilir..

ne diyim ki..

günlerdir, hatta haftalardır üzerimde bi bişi yazamama hali, söylicek bi lafım olmaması hali falan..
hayret bana..
normalde her zaman söylicek lafım, çemkirecek bir yerim varken haftalardır bu halim hoş diil söyliyim sinirleniyorum..
halbuse hayatım da boş diil, deli gibi geziyorum, bodrum senin-nişantaşı benim eve girmiyorum ama yazıcak bişi yok..
ha bi tek cuma akşam casita'daki manyak var..
onu anlatiyim bari:
eltim E.B. ile Cuma akşamı halkla kucaklaşmak için, biraz da Anadolu insanının samimiyetini hissetmek için Casita'ya gittik -  mantı istersem Casita'ya giderim, öyle fakir gibi Emine Ana falan gibi yöresel yerlere asla gitmem, Anadolu insanı dediysem de o kadar diil.. benim için en doğu nokta Bodrum'da biter..
herneyse..
yemek bitti, ben makyajımı tazelemek için tuvalete gittim..
her mekanda olduğu gibi burada ortak kullanımda bir tane hilton lavabo, büyük bir ayna var ve bir de tuvalet kabini var..
tuvalete bi kadın girdi ve beni görünce şarkı söylemeye başladı..
önemli detay: içeri girdiğinde şarkı falan söylemiodu..
neyse ben de "karı manyak" diye düşündüm ama çok da üstünde durmadım..
-karı lafına kıl olanları da hiç anlamam, yeri geldiğinde çok komik bi laf bence-
ama asıl altın vuruş hemen arkasından geldi:
kadın kabinin kapısını açtı ve klozete (bebek sevme ses tonuyla) "AY SENİN TUVALET KAĞIDIN MI BİTTİ" dedi!!!!
ya ben deliriyorum, ya insanlık..
tam emin diilim..
allahım sen beni koru lütfen, teşekkürler, amin..

bi de bu sabah bizim kurumsal her türlü ihtiyacımızı (kalem dahil) girip onaylanmasını beklediğimiz sistemden "delegasyon talebiniz onaylandı" olarak gelen maili "depresyon talebiniz onaylandı" olarak okudum ve hiç şaşırmadım..
hatta "oley be, demek bugün gönlümce camdan dışarı bakabilirim, dalıp dalıp gidebilirim, oh bi de shumi'm de yanımda olsa benden iyisi yok" diye 2 saniye düşündüm ve sonra yanlış okuduğumu anladım..
ama hakaten böyle depresyondayken falan depresyon talebi yapsak keşke, çok iyi olurmuş..
hatta bir yerde de o gün depresyonda olanların listesi olsa ve o gün onlara kimse bulaşmasa falan..
amaaaan benimki de hayal işte?!?!

sabah yediğim sıcak-fırından yeni çıkmış boyoz bile keyfimi yerine getirmedi.. şimdi toblerone'la kesişiyoruz..
sanırım benden hoşlanıo, az önce de bacaklarıma bakaren yakaladım tobi'yi..

neyse ben hunimi takıp biraz dışarda dolaniyim..

kib, öpt, baaaayy
?!?!

15 Mayıs 2012 Salı

eskiden ne güzeldi..

eskiden ne güzel çıkma teklifi diye bir şey vardı..
herşey netti.. herkes yerini biliodu..

ama şimdilerde bir muammadır gidio..
çıkıyo muyuz, çıkmıyo muyuz, biz kimiz, o kim!!!!
kimle konuşsam etrafımda aynı sorun..

nolur bu çıkma teklifi geri gelsin allam ve tarihin bu belirsiz tozlu sayfaları kapansın..
tenks, amin..

aşırı fanatik erkekler..

stadyum dışında tuttuğu takımın forması, havlusu, anahtarlığı, şapkası, herhangi bir aksesuarı taşıyan erkekleri çok itici buluyorum..
herşeyin bir yeri var..
eğer stadyumda ya da evde ya da restoranda ya da şampiyonluk kutlaması gibi futbolla ilişkili bir oluşumda değilseniz o formanın asla yeri yok beyler!!

hele ki plaja takımının havlusuyla gelen erkekler.. öğğkk!!
baya kötü..

buradaki amacım sizi futboldan soğutmak asla değil..
aksine futbol seven erkekleri pek severim, hatta halı saha grubu da varsa en makbulu..
zira ilkokul dönemim boyunca coğrafya atlasımın arka kapağında beşiktaş'ın teknik ve yedek olmak üzere tüm kadrosu yazılı biri olarak futboldan soğumanızı hiç istemem..
ama önemli olan ölçülü olmak tabi.. herşeyin yerini, zamanını doğru kestirebilmek vs..

nasıl ki sivil hayatınızda krampon giymiosanız, forma da giymeyin.. o mantık..
umarım bu örnekler sizde bazı ışıklar yakmıştır..

yaza henüz girdiğimiz şu ılıman günlerde birkaç erkek arkadaşımızı kurtarabilirsek ne mutlu bize..
bu hataya düşmeyelim, düşenleri uyaralım..

allahtan nişantaşı'nda yaşıyorum, heryer zengin ve asil kaynıyor da bu sefil görüntüye çok maruz kalmıyorum..
belki etrafımda polo forması giyen erkekler olabilir, ama ben de onları ralph lauren sanıyorum zaten..
çok tatlılar..



30 Nisan 2012 Pazartesi

değişikliklerden hiç hoşlanmam..

ben alıştığım düzenlerin değişmesinden pek hoşlanmam..
sürekli facebook'un, twitter'ın değişmesine zaten çok sinir olurken blogspot'un yenilenmesine de çok kızdım..
aradığımı bulamıyorum, alışamıyorum..
bu güncellemeleri yapanlar "aman işleri ne araştırıp öğrensinler" diye düşünüyorsa hemen cevap veriyim; evet işimiz gücümüz var, günde bir şeyler yazmak-okumak için ayırdığım yarım saati de ne-neredeymiş diye harcamak istemiyorum!!!!
keşke o hemen adapte olan bukalemun insanlardan olsaydım ama değilim..
alıştığım şeyler hep aynı kalsın istiyorum..
tatil dönüşlerinde de böyle olurum ben..
gittiğim yeri çok sevmişsem ve alışmışsam dönüşte hemen gözlerim dolar, boğazım düğümlenir, sanırsın ki yıllarımı harcadım orada, anılarım-yaşanmışlıklarım var falan.. alakası yok..
hatta "hadi şimdi 10 dk önce çıktığın otelin yolunu bul" deseler bulamam ama olsun alışıyorum canım napiim aaaa gelmeyin üstüme?!?
öyle yani..
bu format da bi daha değişmezse çok sevinirim..
zira pek de "user friendly" değil..
ayrıca bu lafı birebir karşılayan bir türkçe söylem de olsa keşke, ne güzel onu kullanırdım..

derbi lanetim sürüyordu..

her zamanki gibi uğur-şans paritem yerlerde olduğundan geç başlayan süper final maceram ilk maçtan bitti.. ama aynı maça 2 kere gittiğimden belki de 2. defada bitti de diyebilirim..

süper final'in ilk maçı..
beşiktaş-galatasaray..
en sevdiğim kombinasyon..
hayatımda ilk defa Kazan'a gittim ve bir baktım kapıdaki görevli tanıdık :)
orada babamı görmüş gibi oldum..
kapılarda karşılanmalar, en iyi masalara oturtulmalar falan her şey rüya gibi..
motivasyon zirvede, kombinem zamanında gelmiş, herşey neredeyse mükemmel..
ve sahne 2:
ben inönü'nün bahçesinde gözyaşları içinde boy veriyorum!!

sonuç:
maç ertelendi..
ama bu arada ben dizime kadar sularda koştum mu, koştum!!

bu arada da önemli bir bilgi aldım, top sudan dolayı sahada zıplamazsa maç iptal ediliyormuş.. garip..

aradan 2 gün geçti.. bu arada ancak kuruduk falan derken hop pazartesi yine aynı motivasyonlayız..
ama bu sefer hava nefis..
biz de bunu fırsat bilip, işten de azıcık erken çıkıp formalarımızla Çarşı'ya yürüdük.. oralarda biraz takılıp bando-mızıka ve bilimum şakalar, komiklikler eşliğinde stada yürüdük..

maçta yediğimiz 2 golün de etkisiyle olacak ki nasıl mutsuzum, nasıl nemrutum; insanın çocuğu olsam sevilcek durumda diilim..
benim de bu mutsuzluğumu staddaki 30 bin kişi hissetmiş olsa gerek ki hepsi aynı takımı tutmasına rağmen birbirine girdi.. yumruklar ve sandalyeler havalarda uçuşuyo..
ambulans birini getirio, birini götürüyo..
fight club..
ben bir şeyi anlamıyorum: bu stad sandalyeleri hemen sökülebilen bişey mi?? ben bi tanesine baya asıldım asıldım mümkün diil gelmedi, gelmeyi bırak, kımıldamadı bile..
acaba türk filmlerindeki gibi, maçlarda action olsun diye bazı sandalyeleri yere vidalamıyorlar da, sahaya atılsın diye bırakılıyorlar mı??
federasyondan bu konuda bir cevap bekliyorum.. teşekkürler..

ama uzun lafın kısası şunu anladım ki; derbi lanetim sürüyor..
bu sene inönü'de gittiğim hiç bir derbiyi kazanamadık..
hadi onu geçtim, başka takımın kendi sahasında herhangi bir maçına gittiğimde de ev sahibi yine kazanmıyor (bkz.gs-antalya maçında gs'nin kazanamaması)
üstümde bir lanet var ama anlamadım..
egzorsizm hali mi acaba?? bi şeytan çıkartsam belki olur..
kkkkkııhhhkkkk..

tüm futbol terörüne rağmen erkeklerin maç öncesi ritüeline yine hayran kaldım..
kızlar olarak bizim niye böyle ritüellerimiz yok??
gerçi bazı aksiyon planları üzerinde çalışıyorum.. ama henüz bizi dünyadan o kadar koparıcak, dikkatimizi kitleyecek bir şeyler bulamıyorum..
hermes birkin ne güzel derken, hoopp aklına sevgilisi gelio, sonra tam sevgilisini düşünürken saçlarımı acaba
kestirsem mi gelio, sonra 19 Mayıs'ta bikini giyicem-acaba diyet mi yapsamlar geliyor falan zor yani saatlerce kadınların dikkatini bir yerde tutmak..
focus max 15 saniye..

uzun lafın kısası geç başlayan süper final maceram erken bitti canlarım..
kendime yepyeni bir spor heyecanı bulsam iyi olcak..
bu hafta basketbol playoff'ları başlıyor, ona mı sarsam acaba? nispeten daha medeni bir ortamda geçiyor sonuçta..
ya da polo belki.. hem daha klas, hem daha sofistike.. hmmmm?!?!

sizi konuyla ilgili güncellicem..

iyi haftalar,
yarın tatil olmasa bu kadar da tatlı olmazdım söyliyim..

MyMüjjjj





25 Nisan 2012 Çarşamba

pms-evlerden ırak!!

hayatta bir toblerone'dan daha güzel olan tek şey, hafif erimiş olan bir toblerone'dur.

12 Nisan 2012 Perşembe

balayında vatos okşamak!!

ya kimse kızmasın ama ben bu balayında tropik adalara gidip vatos okşamayı, vatosa binmeyi falan hiç anlamıyorum ve de acaip klişe buluyorum..
facebook'ta vatosla kimin resmini görsem, aha evlenmiş demek diyorum ve profiline bakmaya gerek bile duymuyorum..
bugün kızlarla öğlen yemeğinde bu demecimi dillendirdiğimde de oldukça sert tepkiler aldım: "adada başbaşa olmak ne güzel yaa" falan gibi..
ama bence de başbaşa adada olmak 2.günden sonra delirtir beni..
sinirden pati atmaya, saçını çekmeye hatta vatosları alttan alttan tekmelemeye, cimcirmeye falan başlayabilirim..
benim için fazla dingin bir balayı planı bu..
hayır evlenicem de onun için aklıma gelmişken yaziyim dedim?!?!

uykusuzluğun başa vurduğu o tatlı an işte ://

MyMüjjjj

11 Nisan 2012 Çarşamba

süper final

sevgili sporseverler, sonunda türk futbolu istediğim düzeye ulaştı..
beni biliyorsunuz, hayatım şaaşaa, heyecan, görkem ve kendinden konfetili her zaman..
asla azla yetinmem, hep sınırda olurum..
futbolda da bu görüşüm baki..
futbol geçmişimi biraz takip ettiyseniz sadece derbilere gittiğimi hatırlarsınız, sadece bir kere gs-antalya maçına gittim, onda da loca diye gittim ama yine de çok sıkıldım, ööğğkk..
bence sadece 4 büyükler olmalı, bunlar ayrı bir ligde yıl boyunca aralarında oynamalı ve böylece derbi heyecanını yıl boyunca yaşamalıyız..
veeee imdadıma süper final yetişti.. oh bee!!
paso derbi paso derbi..
örümcek adamlar, buzlaş adamlar oohh..
hemen 3 tane beşiktaş maçına kombinemi aldım..
ilk etabım 14 Nisan Cumartesi bjk-gs maçı..
beni tribünde formam, atkım ve bench'imle birlikte görebilirsiniz..
full aksesuar gidicem..

maçların perde arkası bilinmeyen yönlerini süper final boyunca paylaşmaya devam edicem..

keep watching.. walking de olabilir..

MyMüjjjj

6 Nisan 2012 Cuma

şahane misafir

ŞAHANE!!!!

eltim EB ile birlikte gala öncesi hyde park'ta göl kenarında şaraplarımızı yudumlayıp havaya girip, filme de öyle girdik..
filmde tek aradığım plan, ferzan özpetek filmlerindeki klasik uzun masada yemeklerin yenip şarapların içildiği plan oldu.. bu planı bu filme koymamış, alla alla halbuki acaip de olurmuş, ama olsun başka o kadar güzel şey vardı ki...
müzikler müthiş, roma müthiş, kadro müthiş..
hemen koşa koşa gidin, hatta şu an işinizi gücünüzü bırakıp gidin.. o derece..

ayrıca cem yılmaz'ın italyancasına da 10 üzerinden 7 veren o sinema eleştirmenleri kim hakaten çok merak ediyorum..
daha önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi, italyancam henüz cinque cento düzeyinde olduğu için cem yılmaz'ı notlayabilecek durumda değildim, ama bence pek de güzel konuşuyodu.. yani ben o kadar italyanca konuşsam şimdiye kadar ohoooo 10 kere roma valisi olmuştum, ama kısmet işte sevgili okurlar, yükselmemem için tüm ekosistem işbirliği yapmış gibi sanki..

şimdiden sezen aksu'dan gitmem daha şarkısını da birkaç kere dinleyip ısınma hareketleri yapmaya başlayabilirsiniz bence..

haftasonu içip sapıtmayın ha, haftasonu sapıtmak out-haftaiçi sapıtmak in!!

MyMüjjjj

5 Nisan 2012 Perşembe

işte yine bir gala, yeni bir gala?!?!

bu akşam eltim EB ile birlikte Ferzan Özpetek'in son filmi Magnifica Presenza filminin galasına gidiyoruz..
Ferzan'a olan çılgın aşkımdan dolayı -henüz bundan onun haberi yok- Mine Vaganti'den beri bu filmi bekliyorum, dolayısıyla da ziyadesiyle heyecanlıyım.. yüksek ökçelerim ve elimde blush kadehimle birlikte bu geceyi bekliyoruz..
yarın filmle ilgili yorumlarımı da ayrıca paylaşıcam..

açılışlar, davetler, galalar, kokteyller derken benim de hayatım geçiyor işte naparsınız..

yüksek sosyeteden sevgilerle,
MyMüjjjj