27 Aralık 2011 Salı

pre-yılbaşı

bu sabah ofise geldiğimde yine metrelerce okuyucu fakslarıyla karşılandım..
okurlarım yılbaşı programımı çok merak ediyormuş..

aslında çok heyecanlı bir planımız yok canlarım..
bu yılbaşında eltimle birlikte şeffaf naylon çoraplarımız ve burnu açık-hafif topuklu makosen terliklerimizi giyip Bodrum'a gideceğiz.
Bodrum'da öncelikle bizi ve de dolayısıyla sizi neler beklediğini hiç bilmiyorum, öngöremiyorum.. zira bunu öngörebilecek bir hayal gücü de ben hayal edemiyorum..

tek planımız pazar sabahı otel odamızda ıssız adam (çok severim bilirsiniz?!?!) izleyelim istiyoruz.. pijamalarımızla yatağa yüz üstü uzanıp, bacaklarımızı da hafif hafif havaya doğru sallayarak inanılmaz derecede tatlı bir portre çizelim, dünyadaki "şirin" kızlara bir gönderme yapalım, onları bir analım istiyoruz..
kimbilir belki bu sırada yüzümüzde çiller bile çıkar, tatlılıktan vücud atma yapar belli mi olur..

yılbaşı sonrasında bodrum tatilinin tüm perde arkasını buradan takip edebilirsiniz..

önemli not 1: "seneye görüşürüz" espirisi yapan olursa ağzına vururum.. bence siz de çevrenizde yapanları dışlayın, ders olsun..
önemli not 2: şirin kızlardan hiç hoşlanmam.. hatta hem şirin hem aptal olanları bazen tokatlamak isterim..

aslında edip akbayram hiç yok muydu?

aranızda edip akbayram ve çocukluğumuzun bulaşık telleri arasındaki benzerliği farkeden var mı?
dikkat ederseniz ikisinin de popüler olduğu yıllar neredeyse aynı..
bu konuda ufak bir çalışma hazırladım, aradaki 7 farkı bulun:
gördüğünüz gibi fark yok..
peki o zaman yıllarca titrek, ürkek sesiyle dinlediğimiz edip akbayram gerçek bir insan değildiyse neydi??

konuyla ilgili kapsamlı bir ar-ge döneminden sonra elde ettiğim bulgular kanımı donduran cinstendi..

canlarım, dünyada "bulaşık teli sanatı" diye bir dal var ve malesef edip akbayram da bu akımın bir mahsülü sadece..
ekranlardaki şarkı söyleyen silueti ise bir animasyon hilesinden başka bir şey değil..
zira etrafınıza bakın, hiç edip akbayram konserine giden var mı??
yok..
demek ki o da yok..
(ben aslında yoğum espirisini yapanın ağzına vururum)

işte o sanatın bazı diğer mahsüllerini de huzurlarınızda kamuyla paylaşıyorum..
işte o şok edici, insanın kanını donduran belgeler..


bakalım daha başımıza neler gelicek..
tanrı hepimizi kutsasın..

23 Aralık 2011 Cuma

aile içi kimlik bunalımı

türk aile yapısı çok tonton bir yapı olmasına rağmen bazı manyakça ve sadece bize özgü yanlarını da görmezden gelemezdim pardon da..

öncelikle bu kendinden sürekli çoğul olarak konuşma halinden hiç hoşlanmıyorum söyliyim..
2 grup insanda çok görülüyor bu sendrom:

1-karısı hamile olan erkekler: HAMİLEYİZ!!!!
dostum sadece karın hamile!! sana noluyo??
sakin ol..

2-"aaaa babamız gelmiş" sendromu!! aslında eve gelen baba sadece çocuğun babası olmasına rağmen kadın da adamla yaşaya yaşaya adamı kendi babası sanmaya başlamıştır, çok tehlikeli bir ruh halidir, kaçınmak gerekir..

tabi bunun yanında ufak çocuğa seslenen kişinin çocuğa kendi sıfatıyla hitap etmesi hali var ki aslında apayrı bir yazı konusu..
örnekler:
hadi ablacım son lokman
hadi annecim gidiyoruz
hadi halacım uyu artık

sizce de bu şekilde hitap edilen çocuklar gelecekte şizofren olmicak mı?

bu konuda 5 yaşındaki Ali'den gelen okuyucu faksına bakıyoruz:
"olm karı bana hala dio la, ama o benim halam diil mi?? peki ben onun halasıysam o benim neyim?? noluyo olm??"


bu gidişe dur diyelim, Aliler ve niceleri daha fazla saçmalamasın..
daha sağlıklı aileler için elele..

MyMujjjj

yılbaşı stresi

yılbaşlarını sadece süsleri için seviyorum..
bunun dışında da hiç sevmiyorum..
zira yılbaşı demek bir sürü işyükü demek, deadline demek, yeni yıla yetişmesi gereken işler demek..
ve tüm bu stresli süreçlerin yanında da "hhıaaıhaıaı yılbaşında napıcaz" diye hayıflanan bir toplum baskısı demek..
sürekli her kafadan bir ses çıkıyo.. birine uyan, öbürüne uymuyo..
yeni yıla biriyle girsen, diğeri kırılıyo falan sürekli kararlar, seçimler, arada kalmalar vs..

yeni yıl arifesinde olduğumuz şu günlerde malesef aldığım milyonlarca okuyucu faksı sayesinde çevremde de bu stresi yaşayan bir sürü insan olduğunu öğrendim ve bu uyarı yazısını yazmak istedim..

canlarım, kimse aynı anda 5 yerde olamaz..
yeni yıla arkadaşınız ya da sevgilinizle birlikte girmek zorunda da değilsiniz, yani "aayhhahh yeni yıla nası girersek öyle gidermiş amaaaa" halinden de bir çıkın, bir rahatlayın, yok öyle bişey..
mesela ben geçen sene yeni yıla full şampanya ve mojito'yla girdim ama sene boyunca durum yine aynıydı: EFES!!
yani neymiş??
yeni yıla nasıl girersek öyle gitmiyormuş!!

yılbaşında herkes kendi arkadaşıyla olmak isteyebilir.. insanı diğer arkadaşları ya da sevgilisi arasında seçim yapmak zorunda bırakmayın lütfen..

her zaman ne diyorum??
lütfen biraz daha ince düşünce, lütfen biraz daha şuur..

ama başta da söylediğim gibi sokak süsleri yıl boyunca kalsın lütfen.. renk renk, ışıl ışıl şaaşaalı bir hayat izlenimi yaratıyor bende..
bilirsiniz ışıltılı hayat, zenginlik her zaman sevdiğim konseptler olmuştur, fakirlikten hiç hoşlanmam..

yarın yazma şansım olmazsa diye şimdiden söylüyorum..
herkese mutlu noeller..
biz de noeli bu yıl mary halamların dağ evinde şömine başında i wish you a merry christmas söyleyerek kutlayacağız..

Tanrı hepinizi kutsasın..
cizız krayst,
Amen,
MyMujjjj

PS: daha hiç yılbaşı hediyesi almadım?? daha postalamadınız mı?? onun için mi gelmedi?? yoksa bana hediye almamanız gibi bir seçeneğiniz yok yani hayal bile edemiyorum ki hayal gücüm ne kadar zengindir..

20 Aralık 2011 Salı

amerikan sineması gençlimi yedin!!

yıllarca amerikan filmlerinde yaşanan şahane hayatların kölesi olduk..
filmlerde kim nerede çalışıyor, o değirmenin suyu nereden geliyor hiç görmedik..
derken geçen gün "sweet november" filmine denk geldim, "aa ne de güzel filmdi" diye izlemeye koyuldum ve 15dk sonra bu filmi beğendiğim için birkaç sene önce moron olduğuma kesin olarak kanaat getirdim..
ne bayık bi film o yaa..
o charlize theron insanın içini kıyıyo, mıyıl mıyıl mıyıl mıyıl..
off yaa geberse de rahatlasak gerginliğiyle izledim tüm filmi, sonunda da öldü rahatladım..
işte tam bu sırada ben filmi izlerken, bir yandan da daraldan darala koşarken bir şey dikkatimi çekti..
bu kızın anası babası yok..
bi kere en önemli detay bu: kız kanser ölmek üzere, ailesi nerde??
sonraaaa bu kız hiç iş yapmıyo, bildiğimiz ev kızı.. ama şehrin en güzel yerine çok kral bir apartmanda oturuyo.. bu nasıl oluyo??

bir kere adı üstünde sweet november-yani belli ki film kışın geçiyor..
ee o evin ısınması var??

kız paso marketlerde gezio, yani market alışverişi var..
ee kız hasta, ilacı var, tedavisi var..
arkadaşım bu değirmenin suyu nereden geliyor????
senaristlerden bir açıklama bekliyorum..


işte bu ve benzeri filmler yüzünden ben hep sandım ki "oooo şahane üniversite biter, ben de hemen çok kral bi eve yerleşirim" ........
parmak kadar çocuğun hayalleriyle oynamaya utanmıyo musunuz??

ne biliyim filmlerin bir yerinde yalandan bir bordro gösterin, vasiyetten bahsedin, piyango diyin bişi yapın, biz de sürekli "bu para nerden gelio" stresinden kurtulalım..

artık birisi bu hayal tacirlerine dur desin!!!!

MyMujjjj

17 Aralık 2011 Cumartesi

idrar testi terörü

bu yazım sanırım daha çok bayanları ilgilendiriyor ama yoo ne var ki ben de aynı sorunu yaşıyorum diyen beyler olursa da onlara tavsiyem bi parkinson kontrolü yaptırın bence..

herneyse sapmadan konuya dönüyorum..
hepimiz hayatımızda en az bir kere idrar testi yaptırmışızdır..
ve özellikle bayanlar olarak bundan hiç hoşlanmadığımızı tahmin ediyorum..
kan testi bile bende idrar testi kadar stres yaratmıyor.. çünkü doktor "sizden bir de idrar testi alalım" dedikten sonra bende kayış kopuyor ve direk "off yaa o minicik kutuyu nasıl isabet ettiricem yine yaa off puff" gibi dertlenmeler başlıyor..
örnek görsel no:1

hastayken zaten oldukça bitik durumda oluyoruz ve yataktan kalkıp tuvalete gidicek gücü bile zor buluyoruz..
bi de zaten bu haldeyken bizden o kutuyu isabet ettirmeyi beklemeniz biraz fazla iyimser bir yaklaşım olmuyor mu??

hele bir de kol damarıma kocaman bir iğne saplayıp, o iğne oradayken tek elle bu cambazlığı yapmamı beklemek nedir??
ciddi misiniz siz yaa??
ben zaten bu kadar süper güçleri olan biri olsam sizce 10 kere cirque de soleil'e cv'mi göndermez miydim??

tüm bu sebepten dolayı tıp dünyasına küsmeme çok az kaldı..

hadi erkek doktorlar bunu anlamıyor..
peki dünyadaki kadın doktorlar neden bu teröre bir dur demiyor??
mesela lazımlık gibi bir çözüme gitmeye ne dersiniz??

hipokrat yemini etmeyi biliosunuz ama daha user friendly ürünler çıkarmak hiç aklınıza gelmio dimi??
mantığınız "biz eşşek gibi okuduk onlar da bi kutuyu isabet ettiriversin" dimi??
çok hainsiniz walla ciğerinizi biliyorum..

işte böyle sevgili doktor dostlar..
son olarak yazımı bir özlü söz ile tamamlamak istiyorum..
güneş girmeyen eve doktor ve de dolayısıyla idrar testi kutucuğu girer..

Sevgiler,
MyMujjjj

9 Aralık 2011 Cuma

içimizdeki ceyn eyri..

yeni jane eyre'nin vizyona girdiği bu cuma günü, hepimizin içindeki ceyn eyrisini ortaya çıkaracak olan chanel cruise 2011/12 mücevher koleksiyonundan 2 masterpiece huzurlarınızda..

benim olucaksınız.. benim.. benim..


5 Aralık 2011 Pazartesi

yeni evli klişeleri..

ben yeni evli çiftleri çok seviyorum..
pek tatlılar..
sürekli bir "biz" halidir gidio..
"uyuduk"
"uyandık"
"geziyoruz"
"dün gece pek sıkıntılıydı hiç uyuyamadık"
"mutlaka bekliyoruz"
örnekleri isterseniz daha da çoğaltıp sizi boğarak öldürebilirim ama yapmıyorum..
dua edin bana yatın kalkın..

bu yeni evlilerin çevre tarafından aşırı sempatik bulunmasını da ayrıca hiç anlamıyorum..
bunlar bir mekana gittiklerinde "yeni evliyiz" dediklerinde auauauau falan gibi sempatik tepkiler alırken, ben aynı mekanda sevgilim dediğimde aynı sempatik tepkiyi alamıyorum.. henüz hukuksal bağımız olmadığı için mi bu tepkiniz ey insanlık!!
(önizlemede okudum da buraya kadar baya ayşe özyılmazel gitmişim, öğğkk hiç de sevmem-hemen çizgime dönüyorum)
kurmicam ulan o hukuksal bağı, size inat kurmicam..
sinirlendirdiniz yine konudan saptım..
ne diodum??

heh..

bu çiftler daha düğün aşamasında antipatikleşmeye/kendini bozmaya başlıyo..
en ama en delirdiğim olay düğün dansı..
ama normal sıradan bir ilk danstan bahsetmiyorum, zira cool bir şarkıda sıradan bir salınım şeklinde olması halinde belki hoş olabilir..
ama düğünden önce dans kursuna gidip, kendi düğününde kendi show'unu yapan çiftlere ne kadar uyuz oluyorum anlatamam..
durum resmen piyes..
"yediiiii-sekiiizz-dokuuuuuz-toner dön-hoopp ikii-üüçç-toner elimi tutsanaaaaa"
ben zaten senin düğününe geliyorum ve bence bu yeteri kadar büyük bir show.. bir de bana dans show'u yaparak kendini kanıtlama iddian ne??

bu yeni evlilerin klişeleri imzayı attıktan sonra çığ gibi büyüyor..
1-evlerindeki düğün fotoğrafı.. bi insan kendi evine neden kendi düğün resmini koyar ki??
2-eve gelen herkesi düğün videosuyla boğarak öldürme çabası..
3-sürekli evli çiftlerle görüşme tribi..
en sinir olduğum da bu zaten..
evlendik hoooop hemen komün hayata geçelim..
"çiftlerle yemeğe gidelim..
çiftlerle tatillere gidelim..
çiftler olarak birbirimize gidip gelelim, sıkıcı çift muhabbetleri yapalım, erkekler salonun bir köşesinde futbol konuşsun, biz de bayanlar olarak diğer köşede organik gıda sektörünü tartışalım."
ne tatlııııı?!?!?!?!!?!?!!?!?

offff kendinize gelin!!!!
sıkıcı mısınız??

ama bu durum neredeyse tüm çiftlerde oluyor, ben dikkat ettim, doğal seleksiyon..
bunu yapmayan, evli olmasına rağmen yine tek arkadaşlarıyla takılan, gezen, danseden, içen çiftleri çok takdir ediyorum..
4-sondan bir önceki en fenası geliyor : "bütün kızlar toplandık"
nil karaibrahimgil'in bu evde kalmış kız şarkısını başımıza saldığından beri huzur bulamıyorum.. o nasıl zavallı bir şarkı yaa?? ve bayanlar siz nasıl bu oyuna geliosunuz?? yapmayın lütfen yaa..
bütün kızlar toplandık'ta çiçek atan geline zıplayan yancılar kadar içler acısı bir başka görüntü olabilir mi bilmiyorum.. belki victoria's secret kapısında bekleyen adamlar olabilir.. hangisi daha kötü tam emin değilim ama ikisi de zirveye oynar..
işte erkeklere özendiğim 2.nokta da bu olabilir.. herifler efendi gibi evlenio ama bi tek biz kendimizi bozuyoruz, yok kafa tülü, yok çiçeğe zıplamalar falanlar filanlar..
5-veeee son olarak altın madde: organik gıdalar!!
kızlar evlendikten sonra artık erkek falan konusunu da rafa kaldırdığından bir çıldırma hali ile çağımızın yükselen değeri olan organik gıdalara sarıyolar..
ve ortadaki klişe hikaye de hep aynı..
(isimler tamamen uydurmadır)
"Bizim Ayşe'nin P&G'de çalışan bir arkadaşı şehir hayatından sıkılıp Aydın'a yerleşip çiftlik evi almış, organik gıda üretio, istersen her hafta günlük bahçe sebzesi gönderio.. ay şekerim o salatalıklar çıtır çıtır, o domatesler resim.. haftada 700 liralık sipariş veriyoruz, bütün hafta götürüyo"
çok antipatik yaa!!
evlenince ben de böyle olursam tokatlayın beni..
organik ne yaa!! sanki biz küçükken evde organik salatalık vardı da hepimiz organikle büyüdük..
evlendik, işimiz gücümüz yok, paramızı harcıcak yerimiz de kalmayınca böyle oyalıyoruz kendimizi desenize..

evliliğe hazır mıyım sorusundan önce çift adaylarının kendilerine sorması ve cevaplaması gereken bazı kilit soruları aşağıda gönderiyorum..
cevaplarınızı bana gönderirseniz çift analizinizi en kısa zamanda yapıp, size evlilik-hazırlık paritenizi gönderebilirim..

*ideal evlilik nasıl olur?
*nasıl cool bir evlilik hayatına sahip olunabilir??
*kendimizi bozmadan evlilik hayatı yaşamak mümkün müdür??

yanıtlarınızı bekliyorum..

Sevgiler,
MyMujjjj

1 Aralık 2011 Perşembe

rock star tribi

kış boyunca bu soğuğa dayanmak için tek motivasyonum konserler.. özellikle babylon ve salon'daki konserler ufak ve samimi bir ortamda geçtiğinden gerçekten süper eğleniyorum, çıldırıyorum, kendimi bozuyorum, çizgimden çıkıyorum.. farkındaysanız da ne yazıcağımı unuttuğum için şu an anlamsızca uzattıkça uzatıyorum, heralde daha da uzatamam diyorum ama uzatıyorum uzatıyorum..

----

tamam toparladım..

----

konserlerde neşemi bozan "ah be keşke bu da olmasa" dediğim çok önemli iki konu var..

1-gelen grubun mutlaka türkçe bir şeyler söyleme çabası..
benim gerçekten hiç bu şekilde bir beklentim yok söyliyim de.. ve kimin var onu da çok merak ediyorum, tanışmak istiyorum..
orada olmamın tek sebebi şarkılarını beğenmem, tarzını beğenmem ve bazen de direk kendini beğenmem olabilir.. ancak asla ama asla türkçe konuşması benim için bir motivasyon değil, aksine oldukça irite edici..
bu çaba neden??
efendi gibi sanatını icra et, kendi dilinde teşekkür et ya da hadi evrensel olsun diye bir tenks de, sonra bas git.. niye kendini bozuyosun??
sen teşekkürler demesen, biz senin için "hmmmm bak seeeeen dilimizi bile öğrenmemiş, cesuuuuur" demicez senin için, rahat ol..

2-lütfen artık 80'lerde yapılan bu bis modasına biri son versin.. bu bise çıkma durumu grubun bütün karizmasını yerle bir edio... yaa efendi gibi bir kerede çık, şarkılarını söyle git, sonradan zaten 4 saniye sonra geliceğini bile bile sahte sahte gitarını yere koyup gitmeler falan oluyor mu artık 2011'de?? en az bir evcilik oyunu kadar sahte ve samimiyetsiz bir hareket olduğunu düşünüyorum..

bir gün konser sonunda bozuk bir türkçeyle "teşekkürler istanbul" diyip bise çıkmayan bir rockstar görürsem orada nikahı basıcam.. çok netim, çok kararlıyım..

27 Kasım 2011 Pazar

şuursuz enteller

Yurdum entelinin hic bir turk ünlüyü ya da diziyi ya da programı bilmeme tribinin hastasıyim..
OK o diziyi izlemiyor olabilirsin, ben de neredeyse hic izlemiyorum, ama ünlülerden de kim kimdir biliyorum..
Ama bu çoğunlukla hipster ekibinin "aaaa cok enteresan acun kim, Hülya Avşar kim" tribini de hic yemiyorum söyliyim..
Bu kadar bilmiyor olmanın sebebi gercekten günde 1 sayfa bile olsa gazete okumuyor olmanız olması gerek ki bunun düşünmek istemiyorum..
Bu kadar bilmiyor olamazsanız, bunu yemiyoruz..
sürekli bir "ben hiç dizi izlemiyorum" falan tripleriniz de çok itici..
sizin gibi bir sürü insan dizi izlemiyor siz dünyada ilk değilsiniz, ama bunu cool olunabilecek bir öğe olarak görmüyoruz biz, işimiz var gücümüz var..
ayrıca da madem bu kadar entelsiniz, zamanınız bu kadar değerli neden içinizden numunelik bile olsa bir tane düşünür, filozof ya da dünyaca ünlü bir sanatçı çıkmıyor acaba??
Merak etmeyin ünlüleri tanıdığınız için sizin daha az cool oldugunuzu düşünmeyiz biz, ama daha fazla suursuz oldugunuzu düşünebiliriz büyük ihtimalle ve de sizi omuzlarinizdan tutup kendine gel Türkiye'de yaşıyorsun, sen türksün diye sarsmak isteyebiliriz..
İste sevgili hipster'ler durumumuz bu..
İnanın ben de tarihinde rocknroll'u bulan ya da ilk modern arts'a atılan adımların olduğu bir nesilden gelmek isterdim ama sonuçta gelmiyoruz işte, kabullenmek lazım..
Yarın yeni bir gün.. Mesela hurriyet diye bir gazete var, onu okuyarak başlayabilirsiniz..
Ve daha da enteresanını söylüyorum hazır olun:
Bu gazeteyi okurken yine tütün sarıp, istediğiniz müziği dinleyebilirsiniz, yani benliğinizden ödün vermenizi beklemiyorlar.. Ne garip öyle değil mı??
Pazar akşamı uykuya dalmadan önce akıllarınızı iyice karıştırıyım da öyle gidiyim bari:
Andy Warhol da türkmüş?!?!
Ben dağıttım siz toplayın..
İyi geceler..

Müzikle mutlu olalım biraz da..

Normalde pek bloğumda haber paylaşmıyorum biliyorsunuz, zaten merakliysaniz 2 gazete, dergi okuyuverin..
Ama bu sefer iki tane konser duyurusu yapmak istiyorum.. Ne zamandır iyi grup da dinlemedim dıyorsanız kaçırmayın derim..
29 Kasım Babylon'da Wild Beasts
6 Aralık Salon İKSV'de The Antlers (öyle güzel öyle güzel ki-o gece hep birlikte göğe yükselebiliriz..)
Eğer bana bu 2 hafta icinde araba falan çarpmazsa ikisine de gidicem.

Bu mutlu günlerimizde sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyarız :))

geceleri sıkılmaya çıkan kızlar..

dün akşam eltim e.b. ile gittiğimiz mekandaki kızları inceledik biraz..
bazı kızlar o kadar sıkılıyor, o kadar sıkılıyor ki ve de biz o kadar eğleniyor, o kadar eğleniyoruz ki bu kızların barlara sadece sıkılmak için geldiklerine kesin olarak karar verdik..onların varoluş amacı bu..
"panpişim hep evde sıkılıyoruz, amaaaan biraz da dışarıda sıkılalım ayol deli miyiz biz, bu iç sıkıntımızı insanlara yansıtıp onları da sıkalım" diye düşünüyorlar kesinlikle..
oturdukları yerde tripten tribe koşuyorlar adeta..

off git evinde sıkıl manyak mısın benim niye modumu düşürüyorsun..
bu arada sıkıldıkları yer de çok güzel müziklerin çaldığı, bizim ayaklarımız kopana kadar dansettiğimiz bir yer.. ama bu kadınlar tık demiyor..
gerçekten bu iradeyi de tebrik etmeden geçemiyorum..
maşallah yani taş olsa orada çatlar ama siz azimle sıkıldıkça sıkılıyorsunuz.. bravo size..

mutsuz insan hiç sevmem, hele ki mutsuz kadını 2 kat sevmem..

mutsuz kadın diyince aklıma hep what lies beneath'teki katharine towne geliyor..
sizin de aklınıza bu gelsin..
mutsuz kadına bulaşmayın sakın, sonra bir gün evde tencerede ölü tavşan falan bulmanız kuvvetle muhtemeldir..

bir de bu filmdeki banyodaki buğulu ayna sahnesi ne manyaktı ya, aylarca duştan çıkıp aynaya bakmiyim diye kendimle savaştım resmen.. neyse ki şimdiki evimde ayna ve kapı karşılıklı değil.. bir de banyo o kadar küçük ki zaten 2 kişi sığmamız ve de üstüne aynada bir yansıma oyunları, bir ekşın yapmamız mümkün değil..

tuvalette tüy dökenler..

sabah sabah çok mide bulandırıcı bir konuyla giricem ama gerçekten o kadar merak ediyorum ki..
mutlaka siz de dikkat etmişsinizdir, bar tuvaletlerinde klozet her zaman kıl-tüy içinde..
bu nasıl oluyor??
düşünüyorum düşünüyorum aklıma 2 şey geliyor.
1-tuvalette epilasyon yapıyor insanlar.. peki metodolojisi nedir? ağda? jilet? makina? o minicik tuvalette zor olmuyor mu?? bunu neden evlerinde yapmıyorlar da bar tuvaletine saklıyorlar?? fantazi mi yoksa??
2-bazı insanlar işerken tüy döküyor.. eğer öyleyse bu çok inanılmaz bir şey bence.. lazer epilasyonun kökünü kurutabilecek bir hastalık..

ben de yıllardır tuvalet kullanıyorum ama evimdeki tuvalette hiç bir zaman kıl-tüy görmedim..
nolur biri açıklasın, o kadar merak ediyorum ki..

24 Kasım 2011 Perşembe

taşıyıcı erkekler

hayatta 2 çeşit erkeğe çok ama çok üzülüyorum, adeta içim kan ağlıyor..

1-mağaza kapılarında içeride alışveriş yapan sevgilisini/karısını bekleyen erkek: sizin için çok üzülüyorum beyler.. çok acınası görünüyorsunuz.. hatta öyle ki bazen gelip yanınızda durasım geliyor çünkü gerçekten şaka yapmıyorum çok üzücü duruyorsunuz..
ve eminim adamlar da bu sırada sıkıntıdan çatlıyordur..
o size ben akşam playstation oynicam ama sen de mutlaka yanımda dur dese hoşunuza gider mi??
gitmez!!
o zaman siz de yapmayın..
sizin yüzünüzden erkeklere saygımı kaybedicem..
(hmm var mıydı acaba??)

2-barda, sokakta sevgilisinin/karısının çantasını taşıyan erkek: hayatta daha kötü bir erkek görüntüsü olabilir mi bilmiyorum.. en çok da bir kız erkek arkadaşına neden bunu yapar, yanında böyle biriyle gezmek ister bunu anlayamıyorum..
bayanlar, bunun yerine çantaya atılan askılar var, çok pratik, hop diye bir yere takıyorsunuz, altına da çanta asıyorsunuz.. böylece yanınızda kocaman bir adam taşımak zorunda da kalmıyorsunuz..
gerçekten bunları deneyin bence..
çok da ucuz.. 3-5 liraya bulursunuz!!
yoksa yani çantayı asmak için bir adamla birlikte olmak biraz fazla maliyetli değil mi sizce de??

çok üzülüyorum çok..
ve bunları ırk olarak nasıl aşıcaz hiç bilmiyorum.. ama üzerinde çalışıyorum..

ve beyler,
en çok da size bunları yapan kadınları hala nasıl terketmiyorsunuz onu da hiç anlamıyorum..
ya da işin sırrı mı bu mu acaba??
hmm??

23 Kasım 2011 Çarşamba

bu soğukta spor toto süper lig de donsun..

öncelikle bu kadar soğuk havada maç olmaz..
pazar günü o kadar üşümüşüm ki maçta hatırlamadığım yerler var, sanırım kendimden geçtim bir noktada..
zaten oldum olası berabere biten maçları da sevmem.. çok karaktersiz bir skor..
lig maçları da berabere bitince penaltılara gidilsin lütfen.. tff'nin konuyla ilgili gerekli düzenlemeleri yapmasını arz ederim.. teşekkürler..

biz maça oldukça hızlı başladık..
maç başlamadan önce önümüzde oturan süper nazik, tam bir salon beyefendisi olan adam maç başladıktan sonra bir canavara dönüştü ve 15.dk'da sandalyesine attığı ani bir tekmeyle hem sandalyesini ortadan ikiye böldü hem de bize korku ve şaşkınlık karışımı çok ilginç duygular yaşattı..

ayrıca artık ufak ufak alışmaya başladığım örümcek adamlar bu maçta da yerlerini almıştı..
bu sefer stada biraz daha erken girdiğimizden gelişlerine de tanık olabildim.. çok enteresan bir şekilde kimseden gizlenmeden gökten gelip hoop kapalının üstüne konuyorlar, oradan da tellerden atlayıp kapalıya geliyorlar..
sanırım artık kimliklerini gizlemiyorlar.. ama garip bir şekilde de sivil kıyafetleriyle takılıyorlar.. anlamadım..

ve tabi ki malum maçta herkes gibi benim de en çok 65.dk ilgimi çekti..
takdir edersiniz ki hayatımda hiç o kadar çok çıplak adamı birarada görmemiştim.. ancak gördüğüm için de hiç mutlu değil, aksine biraz buruğum..
her genç kız gibi başında ben de oley binlerce adam aynı anda soyunuyor gibi saçma heyecanlara kapılmıştım taa ki hemen ardından inönü'de olduğumu hatırlayana kadar..
aşağıdaki görselde görünen minik et parçaları da aslında birer çıplak adam..
ama farkındaysanız üstünde durup fotoğrafın daha netini bile çekmeye çalışmadım.. hatta o an o kadar üşüyordum ki acaba geri giymiceklerse bana verirler mi gibi hain ve sinsi planlar yaptım.
yani kızlar bu maçı kaçırdığınız için hiç üzülmeyin..
bence bu tarz uygulamalar manchester, barcelona, ac milan maçlarında da olursa işte o zaman şahane olur, dünya futbolu bir noktaya gelir.. bu konuda da uefa bazı düzenlemelere gidilebilirse çok sevinirim.. teşekkürrler..

maça gelince..
dediğim gibi son derece karaktersiz bir maçtı.. gol yoktu, kırmızı kart yok, hiç bir action yoktu..
en son galatasaraylı oyuncular yerden yere yuvarlanırken biz de sinirlenip çıktık..
zira bir ara sahada futbolcudan çok sağlık görevlisi vardı..

aslında şimdi düşünüyorum da öyle maçta konuşulucak çok bir şey yoktu.. itiş kakış ve kaçan goller üzerine kurulu bir derbiydi diyebilirim..
bi de quaresma'nın kramponlarını beğenmedim, fazla renkliydi..

neyse..

ve artık sıradaki maçım bjk-gs basket maçı..
biliyorsunuz futboluna gittiğim derbinin mutlaka basketine de giderim, prensiplerim herşeyden önce gelir :)

işte böyle sevgili okurlar..
kah güldük, kah ağladık, bir derbinin de sonuna geldik..

önemli not: gittiğim bütün derbilerde berabere kalmamızdan dolayı şans-skor korelasyonumu sorguluyorum..
önemli bulgulara ulaşabilirsem sizlerle de paylaşacağım..

best regards,
MyMujjjj

20 Kasım 2011 Pazar

Coming soon....

Sevgili hayranlarım,
Bu aksam maçta çok yorulduğumdan ve de maçta çok fazla tartışmalı pozisyon oldugundan macın perde arkasını yarın aksam toparlayip post edeceğim..

Keep watching..

MyMujjjj

14 Kasım 2011 Pazartesi

iyiki doğdun, iyiki doğduk..

evet itiraf ediyorum, ben hep bir kız kardeşim olsun istedim..
ama her zaman çok sağduyulu (!) bir çocuk olduğum için de annemlerden kardeş istemedim..
ama demek o kadar çok istemişim ki sonradan 3 tane kız kardeşim oldu.. yaprak-leyla-saba..
biz belki de gerçek kız kardeşlerden daha yakın olduk hep..
sabah birbirimizin saçını yolup akşam da sarılıp uyuduk, birlikte bmx'e binmeyi öğrendik, dedemin ruhuyla konuştuk, annemler evden çıkınca topuklu ayakkabılarını giyip akşama kadar koştuk, hep bir örnek giyindik, birlikte güldük, birlikte ağladık..
benim hep en yakın arkadaşlarım oldunuz ve öyle de olmaya devam ediceksiniz..
vee bugün de kendimden sonra en manyak olduğuna kesin olarak ikna olduğum, en hiperaktifimiz, en sarışınımız yaprak kuzusunun doğumgünü..
iyiki doğdun canım benim, sen olmasan çok sıkıcı bir küçüklüğümüz ve hayatımız olurdu, sen hayatımıza çok sarışın, çok mutlu bir renk kattın..
seni çok seviyorum..

 god bless kızılağaç sisterhood :))

PMS nedir??

Sevgili beyler,
bu yazıyı tamamen sizleri bilgilendirmek, biraz olsun bilincinizi artırmak için yazıyorum..
yaşam döngünüzde heralde en az bir kere pms diye bir şey duymuşsunuzdur..
ya da duymadıysanız da her ay belirli dönemlerde karınız, sevgiliniz, kız arkadaşlarınız manyaklaşıyorsa bundandır..
ve bu son derece tıbbi bir durumdur yani kafamıza esti amaaaan bir manyaklaşayım diye delirmiyoruz..
bana inanmıyorsunuz alın size wiki bilgileri, aynen kopyalıyorum:
----
Premenstrual syndrome (PMS) (also called PMT or premenstrual tension) is a collection of physical and emotional symptoms related to a woman's menstrual cycle.
More than 200 different symptoms have been associated with PMS, but the three most prominent symptoms are irritabilitytension, anddysphoria (unhappiness).[1] Common emotional and non-specific symptoms include stressanxiety, difficulty in falling asleep (insomnia),headachefatigue, mood swings, increased emotional sensitivity, and changes in libido.[3] Formal definitions absolutely require the presence of emotional symptoms as the chief complaint; the presence of exclusively physical symptoms associated with the menstrual cycle, such asbloating, abdominal crampsconstipation, swelling or tenderness in the breasts, cyclic acne, and joint or muscle pain.
The exact symptoms and their intensity vary from woman to woman and even from cycle to cycle. Most women with premenstrual syndrome experience only a few of the possible symptoms, in a relatively predictable pattern.[4] Under typical definitions, symptoms must be present at some point during the ten days immediately before the onset of menses, and must not be present for at least one week between the onset of menses and ovulation.[5] Although the intensity of symptoms may vary somewhat, most definitions require that the woman's unique constellation of symptoms be present in multiple, consecutive cycles.[5]
-----
bu süreçte tavsiye edilen reaksiyon modeli sakinlik ve alttan almaktır..
dişi, bu süreçte sağlıklı düşünemez, mantıklı davranamaz, bir güler-bir ağlar, şizofrenik, manik depresif bir ruh haline girer..
haklısınız bu durum çok sıkıcı..
her ay ben de buna maruz kalsam darlanırdım..
ama inanın ki bunu yaşayan kişi için (yani bizler) durum çok daha zor..
yukarıyı dikkatle okuduysanız her ay bu triplere girmek ruhsal olarak oldukça can sıkıcı, yıpratıcı ve bir süre sonra ben kimim gibi yerlere gidebilen manyakça bir durum, zira bir mutlu bir mutsuz tripten tribe koşmak çok kolay bir hal değil takdir edersiniz ki..
bu gibi hallerde sizden ricamız ateşe körükle gitmek yerine, daha çok he diyip geçmeler ve de sütlü çikolata ile yapılan yaklaşımlara eğilmeniz..
bu durum bizim açımızdan da o kadar can sıkıcı ki keşke her ay bunu siz yaşasanız da biz sizi anlayışla karşılasak, sütlü çikolatalara, rokokolara, tobleronlara boğsak..
anlayış lütfen..
daha sağlıklı ilişkiler için elele..

çağan ırmak olmasa bunlar da olmicaktı..

çağan ırmak'a karşı aşırı doluyum..
sürekli bir ağlak mod, sürekli ağlatmak için kasılan filmler, yavaş çekimler, ağlak müzikler falan..
dostum senin derdin nedir??
sence türkiye yeteri kadar mutsuz bir ülke değil mi?? daha ne istiosun insanlardan..
babam ve oğlum'u yaptın, hiç ağlamadım-aksine insanların duygularını sömürmeye çalıştığın için çok kızdım.. o kadro da olmasa bok iş yapardı o film çok afedersin.. resmen salon kadını çizgimden çıkardın beni..
sonra asıl gelelim o ıssız adam'a..
o nasıl kötü bir film yaa??
ve o filmden sonra gaza gelen yurdum erkeğine ne demeli??
herifler sana yüz vermio ya da direk vermio diye bizden niye soğutuyosun??
cool olucam diye gay'leşen yeni nesilden sen sorumlusun!!
böyle içi dolu görünen ama incir çekirdeğini doldurmayacak büyük büyük laflar etmeler bişey bişey..
çok sıkıcısın, çok iticisin..
senin yüzünden kendini ıssız adam sanan bir düzine moron türedi, çek o pis ellerini türk gencinden..

sonraaaa senin yüzünden türeyen bir incir reçeli var ki evlere şenlik..
ıssız adam mı daha kötü, o mu karar veremiyorum..
ikisi de istiklal'de geçen ağlak türk aşk hikayesi.. sadece roller biraz farklı..

yeterrrrr!!

komedi yapın artık..
biz hollywood'un romantik komedileriyle çok mutluyuz ve sizin sığ hayallerinize hiçç ihtiyacımız yok..

eminim ne hiç bir kız ıssız adam'dan sonra erkeklere karşı bilinçlendi, ne de bir erkek incir reçeli'nden sonra kızlara kadar duyarlılaştı..
o zaman bu çabaya da gerek yok değil mi??

neyse..

who's next!!

kızsal bazı şarkılar..

gece hayatı gözlemlerim tüm hızıyla sürüyor..
beni iyi tanıyanlarınız bilir, vik vik kız modunda hiç olmadım, bir gün olursam da beni tokatlayın..
maksadım siz de olmayın diye bazı ipuçlarını sizlerle paylaşmak..

son gözlemim, bazı kızsal şarkılar var ki her ne zaman çalınsa etraftaki kızlar kukuriku hohihohi gibi garip sabuk sesler çıkarıyor ve ciyak ciyak dansa başlıyorlar..
off çok itici ve sıkıcısınız söyliyim..

işte o şarkılardan en önemli iki tanesi:
*steve miller band-serenade
*cyndi lauper-girls just wanna have fun
hele ki sonuncuda off nasıl kopuyosunuz belli diil..
gören de sanır ki her hafta ibiza senin, hvar benim partylerde coşuyosunuz..
hadi ben kopsam neyse de size noluyo :p

anlıyorum, bu şarkıları seviyor olabilirsiniz, o zaman çözüm nedir??
bunları ipod'umuzda muhafaza etmek ve kendimizle ya da en az kendimiz kadar sıkıcı arkadaşlarımızla biraraya geldiğimizde evde-umama kapalı alanlarda dinlemektir..

bu bilgiler ışığında gece kulüplerindeki şarkı-coşku korelasyonumuzu gözden geçirmemiz karı milleti olarak reputasyonumuz açısından çok faydalı olacaktır..

ilginize ve yardımlarınıza şimdiden teşekkürler..

önemli not: ben olmasam yanmıştınız, şu an kafada tül, ooooo gööörrrlzz cast vana hev faaaan diye diye kopuyordunuz.. iyiki varım allahım, amin..

10 Kasım 2011 Perşembe

louboutin'in yüz karası!!

daha da yorum yapamıyorum!!



kızlar bu kötü görüntüyü unutmak için hemen özlediğimiz louboutin'lere bakıp sayfayı öyle kapatalım..



louboutin'i sevmeyen bizden değildir..

çağımızın vebası "hipster"

son yıllarda çıkan bu hipster modasının hastasıyım..
"o ne la" diyen arkadaşlarım için aşağıda açıklamalı bir görsel paylaşıyorum.
bunlar aslında hemen hemen hergün onlarcasına maruz kaldığımız yeni modanın en nadide temsilcileri..
meslek olarak daha çok reklamcılık, film sektörü gibi tasarım-sanat konulu dallara eğilmekle birlikte, sıklıkla da cihangir, çukurcuma semalarında yuvalandıkları görülmektedir.
en azından ben hayatımda hiç osmanbey'de hipster görmedim..

herkesin tarzı kendine, demokrasi falan okeyim de bunlara çok uyuz oluyorum yaa, birkaç tanesini çok fena dövsem sanki rahatlicam gibi hissediyorum..
böyle tripten tribe koşmalar, sürekli kaldırımda depresif depresif tütün sarmalar..
sshh havanız kime olm sizin??

yemin ederim giyim-kuşamınıza lafım yok (bir tane var onu birazdan söylicem) ama tribiniz kime yani??
neden o sürekli mutsuzluk??
sürekli bir kafası high tripler??
beni rayban'den soğuttunuz..

kıyafetle ilgili az önce altını çizdiğim çok önemli konu ise şudur ki;
takım elbisenin altına converse ya da stan smith kimin icadıysa acaip bedduamı alıyo!!
o ne ya!!
beyler size sesleniyorum, bu tikky modasına sakın kapılmayın, acaip işsiz güçsüz, ipsiz sapsız bi görüntü oluyo..
en azından morrissey değilseniz o kafa hiç olmuyor, kızlar tarafından da takdir edilmiyor söyliyim..
nasıl ki biz babet seviyoruz, siz sevmiosunuz.. aynısı..

işte böyleeee :)

bugünü de bir uyarı, bir dersle kapatıyoruz..

sevgiler,
MyMujjjj

6 Kasım 2011 Pazar

respect..

bayanlar-baylar,
beyin ütülememeniz gereken çok önemli bir konuya geldik..
respect girls/boys nights!!

bir dişi olarak olayı biraz yanlı düşünebilirim ve her ne kadar objektif olmaya çalışsam da örneklerim bu yönde olabilir.. ama heralde sizler de bu örnekleri kendi açınızdan düşünme kapasitesine sahipsinizdir.

bir kız için kızlar gecesi her zaman kutsaldır, dokunulmazdır..
örneğin kızkıza gidilen bir chick flick filmden sonra yine kızkıza bir yerde şarap içmek ve da bir kulube etmek paha piçilemezdir, hiç bir şeyle değiştirilemez..
o filmin dedikodusunu yapmak, kadının elbiselerini/ayakkabılarını/çantalarını konuşmak bizim için bir ayin!!

ve aynen erkekler için de durum böyle..

bu akşam maç çıkışı gittiğimiz köşebaşı'nda yan masadaki boys night konuşmalarını biraz dinledik.. evet dinledik ve bundan da hiç utanmadık.. çünkü bunu tamamen kişisel gelişimimiz için yaptık..
bayanlar inanın bizden çok daha yüzeysel konuları var..
örnek veriyorum:
sen arena'da nerde oturuyosun?
olm dün akşam maçta siz üşümediniz mi?
gibi gibi..

çok saflar kızlar bunlar yaa hahahaahah yavrularından eve alalım bence :))
30 yaşında 3 erkek bi iş konuşun, bi ciddi konuşun, ne arena'sı la hahhahaha
ama olsun the less smarter, the better  ;)

vee sadede geliyorum:
bayanlar, erkek arkadaşlarınızın boys night'larına saygı gösterin..
(beyler siz de bundan istifade etmeyin bi destek buldunuz diye-çünkü manyaklaşan bir kadın exorcist'ten bile kötüdür, töbe tanrımaaaa)
ve beyler, bizim girlz night'larımıza saygı gösterin/anlayın/özümseyin siz de lütfen..

düşünelim ki erkekler ve kadınlar olarak farklı dinlere aidiz ve farklı ibadet şekillerimiz var..

saygı, sevgi..

U-A Dev Adam!!

evetttt bu akşam da bjk-fb basket maçına gittim..
hemen parantez açıyorum: kızlar hayatta deron williams diye bir şey var, ölmeden dünya gözüyle en önden bir görün derim ;)
erkekler futbol maçındaki manyaklaşmayı baskette de yaşıyorlar.. hastasıyım bu istikrarlarının..
bir kere dikkatleri hiç dağımıyor.
aslı'yla da konuştuk, mesela bizim moralimiz bozuksa falan alışverişe bile gittiğimizde öyle süper konsantre falan olamıyoruz ama bu adamların hayatları yıkılsa stada girdikleri an kopuyorlar, gözleri dönüyor.. off yine çok özendim hatta Aslı'yla birlikte çok özendik..
haa bir de bayanlar unutmadan!
kızkıza maça gittiğiniz süper saygı/itibar görüyorsunuz ve 3 saniye içinde hoooop en öndesiniz, bayanlara yol verin, bayanlara yol verin lan..
bir de her lafın sonunda aq diyorlar, o biraz rahatsız edici ama bir taraftan da çok komik..
bayanlara yol verin aq!!
ruh hastaları yemin ediyorum ya hahahaha :)
yazarken kendim bile gülüyorum hallerini düşündükçe aq!! :P

neyse bu basketbol tecrübemizde de tabiki örümcek adamlar vardı..
aşağıda bir resmini gönderiyorum, adam incecik bir demirin üstünde hiç bir yere tutunmadan duruyor..
belden aşağısı tribünlere dönükken, belden yukarısı ise sahaya dönük.. adam bir anatomi harikası..
baykuşun belden döneni diyebiliriz..
bkz. görsel no1:
resimde bize arkası dönük tek insan!!
bu arada akıllı beni bulmaz mottomla yine bir deli dibimizdeydi..
iddia ediyorum dünyanın en heyecanlı ve en komik ergeniyle tanıştık.
sürekli oyuncularla birebir temasta, ama bir tek o temasta, zira onu kaale alan kimse yok, bizden başka..
sürekli durum şu şekilde:
engiiiiiinnnnn ben senin aq
ömeeeeeerrrr o.ç.
sonra bizim tribün sessiz kalınca yan tribünlere sarmaya başladı.
bkz. görsel no2:
farkındaysanız arkasındaki herkes maça konsantre, bir tek bizim ergen yan tribüne salça oluyor..

neyse biz tabiki olaya oldukça kızsal yaklaştık hemen anlatıyorum:
*kaya peker'e nayklarından dolayı 10 puan veriyoruz. nayklarının hastasıyız kaya!!
bkz.görsel no3

veeee bir serüvenin daha sonundayızz..

darısı bjk-gs maçına..

son olarak maçtan bir kare ;)

sizleri öpüyorum..
hastasınız bana, unutmayın!!

5 Kasım 2011 Cumartesi

TFF'ye mektubum var..

to whom it may concern..

Sevgili Türkiye Futbol Federasyonu,
sağduyulu bir vatandaş olarak sizleri toplumsal bir yarayla ilgili uyarmak istiyorum..
yaptığım bazı gizli fokus gruplar sonucunda türkiye'de, özellikle batı bölgelerde, futbol sporunun öldüğünü üzülerek görmüş bulunuyorum.
gençlerimiz, gencecik nesillerimiz antin kuntin sporların peşinde..
yok superbowl'muş, yok extreme sporlarmış..

ikinci bir üzücü data ise; sorduğum 100 kişiden 90'ı halasaha oynamıyor.. hadi düzenli bir grubu olmasını geçtim, yani mesela böyle yürürken diyelim ki ayağına top geldi naparsın dediğimde yanından geçerim cevapları havalarda uçuşuyor..

federasyonunuzun bu mevzuyu bir sosyal sorumluluk projesi haline getirip değerlendirmesini rica ediyorum..

mesela kardelenler gibi küçük kramponlar diye bir proje neden olmasın!!

hatta belki turkcell'e kıllık olsun diye projemize vodafone sponsor olur..
sponsorluk kapsamında okullara halı sahalar inşa edilir, beden derslerinde erkek çocuklarının futbol oynaması zorunlu edilir vs vs.. büyür de kocaman bir proje olur..

küçük kramponlar-baba beni halısahaya gönder!!
(anne de olabilir-aman oğlum futbol oynasın, bir dediği iki olmasın diye o erkek anneleri kesin atlar.)

konuyla ilgili dönüşünüzü bekliyorum..

yors sinsiyırlı,
MyMujjjj

erkek anneleri..

bayanlar biraz sert giricem ama dünyada erkek doğuran ne ilk kadınsınız ne de son olucaksınız..

kadınların oğullarına olan aşkını hiç anlamıyorum.
kızlarını da seviolar tamam ama oğlanlar başka..
neden??
allaşkına neden??
biriniz çıkıp da itiraf etsin yaa "hayatımda bana doğduğu günden beri tapan tek erkek de ondan" diye..

oğlu olan ve olacak bayanlara sesleniyorum:
şu oğullarınıza adam gibi davranın!!
sizin yüzünüzden kendini fasülye gibi nimetten sanan nesiller geldi geçti ve gelmeye devam ediyor..

biraz daha sağduyu.. lütfen..

saygılar..

27 Ekim 2011 Perşembe

örümcek adam bir hayal kahramanı değilmiş..

bu akşam inönü'de bjk-fb maçına gittim. istanbul'da sanırım-yani en azından kendimde olarak hatırladığım-ilk maçımdı.
bayanlar size olayı tüm detaylarıyla anlatıyorum..
erkek arkadaşlarınız-kocalarınız maça gittiğinde birebir bunları yaşıyor, dolayısyla adımları iyi okuyun..

ilk önce ritüeli yerine getirmek için beşiktaş çarşı'ya indik.
süper bir ortam var. 
bundan sonra maça gitmesem bile maç günlerinde oradan geçmeyi planlıyorum. 
insanlar inanılmaz kopmuş, gerçekten o anda herkes mesleğini, normal hayatını falan unutmuş ve orada sürreal bir ortamda takılıyorlar. 
o kadar erkek bir ortam ki o an bir ölçüm yapılsa testeron hormonlarım iki katına çıkmış olabilir..
neyse bu arada çarşı'da bir sürü arkadaşımı görmem de ekip içindeki popüleritemi artırdı, zaten çoktu, iyice tavan yaptı. nasıl popüler, nasıl sevilen bir insanmışım ki adeta hayranlarım tarafından kucaklandım.
herneyse..
oradan da yürüye yürüye, yaklaşık 2000 kişilik bir grupla stada gittik..
bu arada çılgınca söylenen şarkıları tam bilmediğimden katılamıyorum ama ezberlemeye çalışıyorum..
stada girişimiz de tabiki bir brezilya dizisiydi.. itiş kakış atlaya zıplaya yeni açıktaki yerimizi aldık.. ama bir sonraki maçta kapalıdayım çok net söyliyim.. çünkü kapalı, taraftar grubu içinde hem daha prestijli hem de üstü kapalı (doğal olarak) olduğu için bir bağırsanız sesiniz iki çıkıyor yani eğer orada olsaydım şu an boğazım da ağrımıyor olacaktı hem de taraftar daha coşkulu..
neyse yerimizi aldığımızda maç başlamıştı zaten.. ben daha ortama ısınırken falan hop ilk gol oldu, sevinmeler çıldırmalar falan yaşandı..
bu arada da gözleme başladım..
erkekler maçta gerçekten saçmalio, çıldırıo, kontrolünü kaybedio.. gerçekten ilk insana dönüyolar..
hayatlarında bu kadar içten bir sevgiyle bağlı oldukları başka bir meta da olduğunu hiç sanmıyorum.. 
bayanlar bence bu sevgiye saygı duymak gerek..
bizim hayatımızda bu kadar manyaklaşabileceğimiz hiç bir şey olduğunu sanmıyorum..
hangimiz sex and the city ya da bir başka dizi ya da en sevdiğimiz çanta için aşağıdaki hale girebiliriz ki??
herifler sevdikleri adam uğruna 5 metre demire tırmanıyolar!!

artık bu görüntüden sonra kimse beni örümcek adamın sadece bir hayal kahramanı olduğuna inandıramaz!!
herif bir tek avuç içinden psst diye ağ atmadı.. ki onu da bence afişe olmamak için yapmadı...

bu maçtan sonra söyleyebileceğim tek şey: erkeklerin hayatta bir şeye böyle bir tutkuyla bağlandıklarını görünce bir an erkek olmak istedim.. çok inanılmaz bir şey.. dikkatleri dağılmıyor, vazgeçmiyorlar, tam küfrederken bir anda sevgi dolu oluyorlar falan çok acaipler.. 
bence bizim hayatımızda tam olarak birebir bunun yerini tutabilecek bir an yok!!
indirim zamanlarını düşünüyorum ama böyle demirlere tırmandıracak bir indirim de oldu mu hayatımda hiç hatırlamıyorum..

herneyse..

aslında bence maç boyunca sayılmayan golümüzde yaşadığım aşırı sevinmeler, kopmalar, çıldırmalar dışında iyi bir performans sergiledim.. 

bu vesileyle de futbolla ilgili öğrenmem gereken çok ciddi bir eksiğimi farkettim: sayılmayan golleri anlamıyorum..
bir tek işte o golde etrafa bi bakaydım ve sayılmadığını göreydim iyidi ama napalım o kadar da olur.. sonuçta anlayanlar da gide gele anlamaya başladılar heralde, yoksa kimse ilk maçından ofsaytı anlayamaz..
ki bence ofsayt diildi eheheuue :)

vee iyi haber: bundan sonra daha çok maça gitmeye karar verdim.
hatta haftaya da bjk-fb basket maçına gidicem.. daha önceden basket maçına gittiğimden o konuda biraz daha bilinçliyim neyse ki..
ancak yaptığım incelemelerde Çarşı'nın mizacıma biraz daha uygun bir taraftar grubu olduğuna karar verdiğimden sonraki maçlarımı onlarla izlemek istiyorum.. 

kızlar size ufak bir notum var:
maçta küfür eden kız çok itici bir görüntü.. maça gidin, sevinin, bağırın falan ama küfür etmeyin nolur..
ama kesinlikle maça gidin, bol bol gidin.. hem süper eğlenceli hem de bu kadar çok erkeği bir arada görebileceğiniz başka bir oluşum olabileceğini sanmıyorum ;)

son olarak öğrendiğim bir tezahuratı da sizlerle paylaşmak istiyorum:
oleeeeyyyy
beşiktaşım oleeeeey
beşiktaşım oley
beşiktaşım oley
beşiktaşım oleeeey

maç kankalarım engin ve tolga'ya da sonsuz sorularım karşısındaki sabırlarından dolayı teşekkür ederim :)
beyler bence deplasmanlara da gidelim?

23 Ekim 2011 Pazar

yaşasın küresel ısınma..

kış mevsimi gerçekten beni çok mutsuz ediyor.
her zaman ne kadar sıcak, o kadar iyi mottosuyla hareket eden bir homo sapiens olarak bu havalarda üst düzeyde üşüyorum..
bu havalar yüzünden hayatım boyunca ekim-mayıs arasında burnumun ve parmaklarımın uçlarını hissetmiyorum. 6 ay burunlu, 6 ay burunsuz yaşamak da takdir edersiniz ki sıkıntılı bir durum..
bir de bu kışın doğan insanların "ben kış bebeğim, kışı çok severim" lafının da hastasıyım..
o ne yaa??
ben de kara kışta doğdum ama tiksiniyorum.
sürekli üşümenin, sürekli griple karşı karşıya olmanın, her yağmurda paçaların piç olmasının nesi güzel??

bu kışı daha az üşüyerek geçirmenin yollarını ararken sıcak su torbasından sonra hayatımın 2.kış ürününü buldum.. 
üste giyilen, kolları, cepleri olan polar battaniye..
çünkü böyle kanepeye yatarsın, battaniyenin altı tam hayatta kalmak için makul bir seviyeye gelir ve telefon çalar ya.. o telefonu açmak demek tüm düzeneğin bir anda alt üst olması ve yeniden üşümek demektir ya..
işte öyle bişeeeeeyyyy.... 
erol evgin'in kel olduğunu ilk öğrendiğimde de amma üzülmüştüm off..

konsantrasyon sorunu yaşıyorum galiba?!?!

neyse..
beni işte ve evde görenler bilir, battaniyesiz su almaya gitmem..ama bu çok acaip oldu, üstümde rahat rahat geziyorum, gerçi birazcık he-man'deki orko'ya benziyorum ama bir yandan da bu halimi çekici buluyorum ?!?!

henüz çok uzun demonstrasyon şansım olmadı ama şimdilik kanepeden hiç kalkmadan heryerim uyuşana kadar 3 saat yatabiliyorum.. bir de bunların konuşanı, koşup kapı açanı falan da olsa tadından yenmez.. 
onu da araştırıyorum, bulucam..
tabi bu ürünü de herşeyi olduğu gibi yine en geç ben öğrendim sanırım.. shmuggle nedir diye web'de bakınırken facebook sayfasında bu fotoğrafı buldum..
ben bu fotoğrafı henüz sınıflandıramadım.. 
buradaki kompozisyon nedir onu da anlamadım..
ama semra özal'ın üstünde resmen shmuggle var.
bazen (22 saniye önce) düşünüyorum da semra özal'la ne ksdar çok ortak yönümüz var..

neyse..
eğer kış mevsimi için bir de polar burunluk yapılırsa işte o gün kış geldi diye mızmızlanmayı keserim..
shmuggle sesimi duyar belki :)

yaşasın küresel ısınma..

21 Ekim 2011 Cuma

ama kendisi fotoğraflarından daha iyi?!?!

bu yalanı yemeyin lütfen..
başa sarıyorum vıcıvıcıccıvcıvcıcııvc....
bir gün bir arkadaşınız gelip de size "seni bir arkadaşımla tanıştırmak istiyorum" dediğinde hafiften bi kıllanın.. sana mı kaldım ben.. sence o kadar umutsuz muyum??
sorusunu bi aklınıza getirin..
hadi tamam oldu, kıramayacağınız bir arkadaşınızsa ilgili adayın bir resmine bakın..
eğer resim gösterilirken söylenen cümle "ama kendisi fotoğraflarından daha iyi" ise kaçabileceğiniz kadar uzağa kaçın!!
çünkü ben bugüne kadar aslında fotoğrafta çirkin çıkıp da orjinalinda jude law olan kimseyi tanımadım..
zaten çocuk ya da kız size tavsiye ediliyorsa orada da bir kıllanın.. kendi kendinin başına çaresine bakamıyor mu acaba sorusu akıllara gelsin..
ama tabi olur da resmi gösterilen kişi resimde bile hakaten jude law ise hiç durmayın, sonuçta belki de çok yoğundur yeni birileriyle tanışıcak vakti yoktur falan filan bahaneler çoğaltılabilir ehuheuehue :)

sanırım bazen objektif olamama ve kendi kendimi çürütebilme özelliklerimi törpülemem gerek :)

önemli not: in jude law we trust....

14 Ekim 2011 Cuma

best friends in love?!?!

son 2 senedir hollywood'un acayip tuttuğu bir konu bu..
ben olsam macaulay culkin'li "kız arkadaşım" serisini yeniden ısıtıp sunardım, bunca yıl sonra bunlar napmış falan gösterirdim.
neyse ne diodum?
evet bu çok tutan bir konu son zamanlarda
bkz: no strings attached, friends with benefits ve bu akşam izleyeceğim one day!
ve evet farkettim ki acı bir şekilde ben hepsini izlemişim!!
içten içe sevio muyum acaba bu konuyu?!?!

neyse..
bu yükselen trend ve de filmlerin etkisiyle kaç ergen en yakın arkadaşına hallendi çok merak ediyorum gerçekten..
buradan ergenlere sesleniyorum:
yemeyin bunları!!
film hilesi bunlar.
kabul edin ki hiç birimizin en yakın arkadaşı ashton kutcher ya da jim sturgess ya da natalie portman değil.. ama tabi öyleyse ve siz bugüne kadar kanka olduysanız da bu durum tamamen sizin salaklığınız..

bu arada ergen demişken aklıma yine castin bibır geldi, hep böyle oluyo.. neyse..
dikkatim çok dağıldı..

bu sefer de yazımı bir son olmadan bitiricem, festival kafası..
sonu siz kafanızda bitirin :)

11 Ekim 2011 Salı

kafa tülü..

bayanlar,
şu bekarlığa veda partilerinde artık kafa tüllerini bir kenara bırakabilir miyiz?
ev gibi topluma kapalı ortamlarda istediğimiz rezilliği yapalım-buna tamamım, ama nolur umama açık alanlarda bu tülleri takmayalım..
cumartesi gecesi bir mekanda uzun süre bu tüllere maruz kaldım ve o günden beri allam ya benim de bekarlığa vedam böyle olursa diye uykularım kaçıyor.
uzaktan da çok antipatik görünüyor ayrıca, ööğğkk..
daha önce de bahsettiğim gibi bu tüllerle etrafa "o kadar evlenmek istiyordum ki" mesajı veriyorsunuz.
hadi evlenen kız taksın, o zaten o noktadan sonra mesaj verse nolur, vermese nolur.
ama yancıları bunları takarak gelecekte oluşabilecek sağlıklı bir ilişkiyi de zarif bir hareketle kalelerinden uzaklaştırıyorlar.
ben erkek olsam şöyle düşünürdüm
"olm kız güzel de kafadaki tül sıkıntı yaratır ilerde"
bu tarz aksesuar tuzaklarına düşmeyelim, düşenleri uyaralım..
erkeklere bakın bi ya, efendi gibi striptizcilerini çağırıp bitiriyorlar, kafalarına papyon taktıklarını gördünüz mü hiç??
adamlar kendini bozmuyo, siz niye bozuyosunuz??
("adamlar n.h bozmuyo" diyorsunuz şu an duyuyorum, öyle bozmaktan bahsetmiyorum ben, eğer sen de o şekilde bozabiliyorsan, tavsiyem hiç durma..)

ama bu demek değil ki bekarlığa veda yapmayın.
yapın hatta kralını yapın..
bunun için olabilecek aktivitelerden bazıları:
*striptizci (bahçıvan, itfaiyeci, batman ya da superman kostümlü olabilir)
*çeşitli shot yapmaca oyunları
*kız kıza bir roma ya da barcelona ya da bodrum tatili (motto her zaman: what happens in rome, stays in rome)
*çeşitli saçmalamalar (sky is limit)

son olarak evlenen arkadaşa kamçı, kelepçe gibi hediyeler de hiç komik değil, aksine baya da antipatik..

yukarıdaki bilgiler ışığında ölçülü şakalar ve komiklikler ile sağlıklı bir bekarlığa veda yaşayabilirsiniz..

enjoy..

6 Ekim 2011 Perşembe

vasiyetim..

malesef üzülerek belirtiyorum ki öyle maddi olarak bırakabileceğim çok fazla şeyim yok..
evdeki 3-5 eşyamı paylaşın isterseniz..
gerçi ben en iyilerini yanıma alıyorum ama siz yine de bakın :)
ben tüm prosedürleri düşündüm, bunlara bağlı kalırsak da çok sevinirim.
adım adım yazıyorum..
*eğer evde bekletilecekcem dua falan istemiyorum, evde siz de benimle oturucaksanız öyle benimle ilgili anıları falan konuşun gülün..
*ben evdeyken bulunduğum alanda the national çalmanızı şiddetle rica ediyorum.
*en önemli konulardan biri: en sevdiğim kıyafetlerimle gömülmek istiyorum. bu konuda çok netim. gözlerim açık giderim, uykunuzda gelip yanınıza yatarım huzurunuzu kaçırıırm söyliyim..
en sevdiğim kıyafetlerim: kot eteğim-birkenstock terliklerim-beyaz tshirt-güneş gözlüklerim-the national 45'liğim-kurşun kalem (saçlarımı toplamam için)
*aynı şekilde camiye gidersek yine hoparlorden the national müzik yayını lütfen.. beni tekrarlatmayın..
*mezar aşamasında da ipod'umda the national'ın bütün albümleri var. siz all seçeneğini seçerseniz tüm albümleri baştan çalar, neyse işte all diyin play diyin, sonra da kulaklarımı kuma gömün gidin.. hatta bi de cam şişe 1 lt kola döküp giderseniz sizden iyisi olmaz, uykunuzda gelip öperim :)) şaka lan şaka öpmem :)) ama noluyo diye bi başımı uzatırım ehueheuh :))
neyse bu da aklımdayken yazdım, üstünüzden bir yük aldım bence..
gerçi kazık çaktığım için bu yazıya önümüzdeki 80 sene ihtiyacınız yok ama bilgisayarlarınızda favourite falan yaparsanız 100 yaşına geldiğinizde bulmanız kolaylaşır..
kolay gelsin..
not: aluminyum folyo alzheimer yapıyormuş, eğer tostumu alüminyuma sarıcam diye alzheimer olup benim vasiyetimi unutursanız her gece gelip ısırırım söyliyim..

R.I.P.

sonunda telefonlarımdan biri tamirden geldi ve gece gündüz sosyal medyadan haber alma dönemim başladı..
evet karar verdim sosyal medyayı çok seviyorum ve şu noktadan onsuz yaşamayı da düşünemiyorum.
sabah yine uyanıp neler var neler yok bakınırken steve jobs'un öldüğünü öğrendim.
aylar öncesinden açıklama yapılmış, malesef çok kısa ömrü olduğu dünyaya duyurulmuş olmasına rağmen insan çok üzülüyor.. bence bu kadar başarılı birinin vefatı tüm insanlık açısından çok büyük bir kayıp.. 
sabah haberi aldıktan sonra ne yalan söyliyim ilk aklıma gelen şey "off twitter ve facebook R.I.P'den geçilmiyordur şimdi" idi..
ve nitekim öyle de oldu..
ulusça o kadar üzüldük, o kadar yıkıldık ki türkçemiz bunu ifadede yetersiz kaldı ve ingilizce üzüldük tüm gün!!
yaa allah aşkına neden R.I.P. yaa??
nolur biri bana mantıklı bir açıklama yapsın??
adamın bu yorumlarınızı anlayıp cevap yazacağını mı düşünüyorsunuz??
burada sağlıklı bir tek neden göstersin biri..
bence YOK..
amy winehouse'da da böyle olmuştu..
herkes R.I.P. Amy!! başta da ertuğrul özkök!! yaa sen ertuğrul özkök'sün, ergen facebook statüsü gibi R.I.P. Amy yazmak yakışıyor mu sana?? 
facebook ya da twitter listenizda yabancı arkadaşlarımız vardır ve onların anlaması için ingilizce statusler yazarız, bunu anlarım.. ama r.i.p. kimseyi ilgilendirmeyen, tamamen ölen kişi ve benim aramda bir şey, dolayısıyla listemdeki yabancılar da anlasa nolur, anlamasa nolur..
tabi bir de arkadaşının r.i.p'sini "like" edenler var..
o nasıl zavallı bir durumdur?? 
eğer o kadar üzülüyorsan sen de belirt üzüntünü, başkasınınkini neden beğeniyorsun?? 

gerçekten bu nefretimi steve jobs'ın vefatı üzerinden yazmak istemezdim.. ancak tutamadım..

....

Benim öyle iphone ya da ipad gibi süper apple ürünlerim yok ama çok sevdiğim ve onsuz yaşayamacağım bir ipod'um var..
ve günümün en iyi anları da ipod'umla başbaşa olduğum anlar.. 
hayatıma kattığın bu çok özel minik kutu için teşekkürler..




2 Ekim 2011 Pazar

finger protection terliks

bu ayak başparmağını özel korumaya alan terliklerden acaip iğreniyorum.
yani neden böyle bir tasarıma gerek duydu moda dünyası?? ve neden insanoğlu bunu giyiyo??
sanki ayaklarımız çok güzel, hele ki o başparmaklarımız bir masterpiece de onları özel bir korumaya almak neden??
aman başına bir şey gelmesin o nadide parçaların..

1 Ekim 2011 Cumartesi

çok bilen kadın

bugün bu tatildeki müzmin oda arkadaşımla uzun uzun konuştuk
dedikodu yaptık
hayatımızda sevmediğimiz kadınları aşağıladık
böyle itin götüne soktuk soktuk çıkardık
ve evet bundan da çok keyif aldık
bence herkes yapmalı, insan bi rahatlıyo ayoooool
ama bunu erkekler asla yapmamalı
daha önce de bahsettiğim gibi efemine erkek tercih edilen bir form değildir.
erkek az konuşur, konuşursa da erkeksi şeyler konuşur.. euheuehueueu hayallerimdeki erkek aşağıdakine iyice yaklaşıyo ehuehueheueh :))))

neyse sonuç olarak da çok bilen (!) kadının en tehlikeli kadın olduğuna karar verdik
çünkü bu kadın aslında hiç bilmez, ama kendini ve de çevresini buna inandırmak için insanüstü bir çaba harcar
ve tabiki kaçınılmaz olarak inandırcak diye bizi de harcar
ulan sana ne!! ben bildiğim gibi yaşıyorum gidiyorum, devamlı bozma çaban ne!!
zaten bilge bir insan olsan ben sana yaa sence napiyim diye gelirdim dimi gelmiyosam niye bana ayar çekmeye çalışıyosun..
bugün de çemkirdim rahatladım..
akşam düğünde çılgın bir performans beni beklediğinden şimdi biraz istirahate çekiliyorum..

şeycim..

hepimizin hayatında çok sık olan bir şeyden bahsedeceğim, çağımızın vebası: ŞEYCİM
ben yeni tanıştığım insanların isimlerini hiçççç hatırlamıyorum
çok deniyorum
ismini söylerken acaip dikkatli dinliyorum ama yok gecenin sonunda adı neydi dediklerinde eöeöeöe bilmiyorum!!
baya siliyorum
yani düşünüyorum yeni tanıştığım adam ya da kadınla çok mu eğlendim böyle beni aldı bulutların üstüne götürdü de onun için mi sohbetin başını siliyorum diye ama yoooo öyle bişi de yok
yani götürse hatırlardım heralde?!?!
ya da bunu da hatırlamıcak kadar uçuruyo mu acaba beni?!?!
woohoo :))
neyse gecenin sonuna gelindiğinde ya da ertesi gün karşılaşıldığında ise o talihsiz hitap geliyor tabiki ıııııı şeycim!!
yani insana seslenemiyosun, meraba diyemiyosun bombok bir durum..
ve en kötüsü de onlar beni hep hatırlıyo sanki çok kolay bir ismim varmış gibi
(gerçi her zaman onlar beni tanır, ben onları tanımam?!?!  tatil başıma vurmuş evet)
ben bu konuda çok düşündüm ama en doğru yolun dürüstlük olduğuna karar verdim.
yaa çok özür dilerim ama ismin neydi, ben bir sürü insanla aynı anda tanışında iyice karıştım demek en iyi yöntem, bu akşam da yaklaşık 10 kişiye bunu söylicem ben mesela ehuehueheu :))

29 Eylül 2011 Perşembe

whats wrong with fatmagül?

öncelikle açık ve net söyliyim ki evet fatmagül izliyorum.
nee fatmagül müüaa demeyin sakın, perşembe akşamları tüm haftanın yorgunluğuyla koltuğa yayılıp mala bağlamak istiyorum, o sırada da fatmagül var izliyorum..
ayrıca biriniz de çıkın da o zaman perşembeleri gezdirin beni, o zaman söz izlemem..

neyse konuya geliyim..

bu fatmagül'ün eski nişanlısı matthew mcconaughey hani köylüydü??
herif bütün dizideki kadınları sıraya dizdi, kadınlar bu heriften vazgeçemio??
süper modern
inanılmaz bir diksiyon....
hangi köydensin sen matthew??

fatmagül'e gelelim..
madem yelkenleri suya indiricektin, niye tripten tribe koştun??
yok esmer çocuğa sokulmamalar, vermemeler, elletmemeler..
ama herif hapse girdi, hemen bir hallenmeler, titremeler falan
herif çıkınca bu fatmagül yine vermicekse hiç izlemeyelim artık, ay yapım sana sesleniyorum!!

neyse oldum olası zaten fakirli, köylü dizilerden hoşlanmam..
alternatifim olmadığı için buna da başladım.
ama aynı saatte başka kanalda yine aşk-ı memnu olsa yine onu izlerdim.. orada 2 çanta, 3 elbise görüyoduk vizyonumuz açılıyodu..

neyse..

sevgili ay yapım, yine bir zenginli, veliahtlı falan dizi yapsan da izlesek..
ama nolur kuzey-güney deme.. dizide herkesin zengin olduğu bir ortam istiyorum, hadi müştemilat falan onlar olsun OK ama başrolde istemiyorum..

gerekenin yapılmasını arz ederim..

vampir ibo

uzun zamandır düşünüyordum ama bugün sevgili ibo'nun vampir olduğuna karar verdim..
adam ölmüyo.
vuruyolar vuruyolar ölmüyo..
hatta ölmediği gibi sürekli de güçleniyo.. (bkz: son evlilik)
bir sonraki twilight filminde karlayl'ın grubu içinde ibo'yu da görmek dileklerimizle..

düşüncesiz temenniler

günlük hayatımızda, arkadaşlarımızın başına gelen mutlu haberlere kendimizce mutlu tepkiler veriyoruz ve onlardan da teşekkür mahiyetinde geri dönüşler alıyoruz.. hatta belki tebrik edilen ve geri dönüş yapan kişi siz bile olabilirsiniz.
burada iyi dileğe cevap verirken dikkat edilmesi gereken 2 durum var.

1-EVLENDİYSENİZ/NİŞANLANDIYSANIZ/ÇOCUĞUNUZ OLDUYSA: Burada eğer arkadaşlarınız çok ağır bir ruh hastalığı geçirmiyorsa sizi büyük ihtimal tebrik edecektir. Dikkat gereken konu burada başlıyor:
normalde kabul edilen tarz sizin de teşekkür etmeniz ve konunun kapanmasıdır.
ancak malesef bazen "darısı başına" talihsiz cevabı gelir ki o an arkadaştan da arkadaşlıktan da soğursunuz..
"darısı başına" ne yaa??
ben belki senden gizli evlendim ya da evlenmeden çocuk sahibi oldum ya da hiçbirini hayatımda istemiyorum-evlilik ve çocuk benim için bir kabus.. SANA NE????
ben grip olduğumda ve sen bana geçmiş olsun dediğinde ben sana darısı başına diyor muyum??
işte bu da o kadar itici bir davranıştır..

2-ARKADAŞINIZ YENİ SEVGİLİ YAPTIYSA ALTINA "MAŞALLAH ÇOK YAKIŞMIŞSINIZ" YORUMU YAPMAK: Bu en nefret ettiğim yorumdur. Bir gün sevgilim olursa ve altına bunu yazarsanız "müjde beni neden sildi acaba" diye kendinize sormayın sakın. bu yorum arkadaşınızı yeni sevgilisi ve hatta sevgilisinin arkadaşları önünde rezil etmekten başka bir şey değildir.
Örnek veriyorum.
Busesu sizin liseden arkadaşınız.
Toner ise yeni sevgilisi.
ve facebook'a resim koyuyorlar.
siz bunun altına "maşallah çok yakışmışsınız" yazarsanız, bunun türkçe meali şudur:
bizim arkadaşımız busesu all time abazadır, şu an sevgili yaptı diye bütün arkadaşları olarak sevinçten çıldırıyoruz.
Bu da Busesu'yu sevgilisi önünde rezil eder, "ulan amma erkek arkadaş meraklısı karıymış" pozisyonuna düşmesine neden olur..

biraz daha şuurlu bir hayat için dikkat edelim, ettirelim..

28 Eylül 2011 Çarşamba

iş hayatı dili

size iş hayatında başarılı olmanızda, saygı kazanmanızda yardımcı olacak bazı kalıplar, kelimeler ve kullanım şekillerini açıklayacağım.
1-REFER ETMEK: Türkçe bir cümle içinde kullanımı oldukça önemli bir kelimedir ve yerinde kullanılması halinde de prestij getirir.
Örnek: Metinde verilen bilgiyi refer edecek bir görsel seçebilirsek iyi olur..

2-HER ZAMAN EMİR İFADELERİNDE BİZ KALIBINI KULLANIN: Burada birisinden bir şey isterken demokratik görünmek için "biz" zarfını kullanın..
Örnek:
Sunumu yarın sabaha kadar hazırlayalım lütfen.
Türkçe meali: Ben şimdi çıkıyorum, sen de sunumu yarın sabaha kadar hazırla!!

3-İÇİN YERİNE MUTLAKA ADINA KELİMESİNİ KULLANIN: Bu şekilde yazdığınız cümleler daha saygın bir hale gelecektir.
Örnek: İş hedeflerimize ulaşmak adına bu adımı atmalıyız.

4-FİNALİZE ETMEK: Bitirmek sözcüğü yerine mutlaka finalize kelimesini kullanın, daha sofistike görüneceksiniz..
Örnek: Sunumu yarın sabaha kadar finalize edelim..
Bu cümlede 2 önemli fonksiyonu birarada kullandığımızdan etkisi 2 kat fazla olacaktır.

5- -YOR OLACAĞIZ: Bu çok önemli bir tense olduğundan sona sakladım.. Normalde direk GELECEK ZAMAN yerini tutsa da bu kullanımı tercih ederseniz iş hayatında daha hızlı dikkat ve de nefret kazanabilirsiniz..
Örnek: Toplantının verimi adına sunumu yarın sabaha finalize etmeyi hedefliyor olacağız.
İşte bu cümle ile de altın vuruşu yapıp, CEO'luğa giden basamakları koşarak tırmanabilirsiniz..

Sevgiler,
MyMujjjj

malesef buğra gülsoy röportajı

bugün sabah grip olmama rağmen neşeyle ve çılgın dedikodular beklentisiyle açtığım hurriyet.com.tr'de okuduğum buğra gülsoy (nam-ı diğer vural ya da güney) röportajı kanı beynime sıçrattı..
söyleyeceklerimden dolayı şimdiden özür dilerim, zira kendisini çok aşırı derecede sevimli bulan biri olan büyük hayal kırıklığı yaşadım.
sadece çok takıldığım 2 yerden bahsedeceğim.
*sevdiğim kızı doğduğum yerlere götürüp, büyüdüğüm mahalleyi gösterdim ne demek yaa.. hangi kız bundan etkilenir ki?? ayrıca neden bir insan evladı sevgilisinin doğduğu yeri görmek istesin, ona ne?? bu nasıl bir motivasyon, nasıl bir sevgi gösterisidir??
walla ben çok açık söyliyim eğer toskana'da üzüm bağları arasında bir şatoda doğan bir sevgilim olmazsa bu beni hiçççç ilgilendirmez..
*onu görür görmez çocuklarımın annesini olacak kadın dedim. arkadaşım sen seveceğin bir kadın mı arıyorsun? yoksa bir damızlık mı?? karşında bir insan var, bilmem farkında mısın!! benim kocam bu röportajı vermiş olsa net boşardım..
bu cümlenin türkçe meali şudur: sevgilim seni görür görmez üreme performansın, yumurtalıkların, rahmin ve tüm alt takımların gözlerimin önünden film şeridi gibi geçti..

off çok gerildim, en iyisi kendime bi içki aliyim..

27 Eylül 2011 Salı

kendine ismiyle hitap eden insan

kendi kendine bu ismiyle hitap eden insanları gerçekten anlamıyorum.
hemen bir örnek vereyim "ee eylül geldi müjde hemen grip oldu tabi"
burada bahsi geçen müjde ile onu çekiştiren kişi aynı müjde!!
yani aslında bu açıdan baktığımızda oldukça şizofren bir durumla karşı karşıyayız.
ancak sempatik olmak, sofistike görünmek isteyen zamane insanı bu hataya çok düşüyor.
unutmayın!! sizi deli sanarlar..
bir de yani niye!! eylül geldi klasik grip oldum demenin nesi kötü?? neden ille de zorlaştırıyosun??
yapmayalım yapanları uyaralım..

26 Eylül 2011 Pazartesi

modernlik ve godoşluk arasında çok ince bir çizgi var..

oldukça içli bir konuya geçtiğimin farkındayım.. ama öyle doluyum ki bu konuda..
yeni nesil erkekler çok şikayetçiyim söyliyim.
bu hipster modası çıktı çıkalı da mertlik bozuldu onu da söyliyim.
eskiden erkek arkadaşlar jestler yapardı, kıskanırdı, eve gidince ara derdi vb erkeksi hareketler yapardı.
ancak son yıllarda gördüğüm tüm ilişkilerde çiftten hangisinin kadın hangisinin erkek rolünde olduğunu algılamakta zorlanıyorum. kız arkadaşını merak etmek devri kapanmış, eve varınca ara'lar zaten yıllar önce bitti, çiçek mi o da nesi, bu kız bu akşam kızkıza taksim'e gitti acaba eve döndü mü, kaçırıldı mı, bu kız orospu mu oldu endişeleri yerini bir rahatlığa bıraktı ki sormayın..
ulan kızı ara bir sor lan..
kız tabiki eve güvenle gidecek mal!! senden önce her zaman gitmiş, senden sonra da değişen bir şey olmaz tabiki..
burada kıza sormanın altında yatan neden "seni merak ediyorum, önemsiyorum"dur her zaman..
buradan gerekli mesajı verdiğimi düşünüyorum..

hele ki babası ve abisi futbol hastası (ideali budur) bir insan olarak beni en üzen kısmı da artık erkekler futbol sevmiyor!!!! o ne la?? öyle erkek mi olur??
yok arkadaşım. her sağlıklı erkek lig tv ve kız arkadaşı arasında gelgit yaşamalı ve de önemlisi düzenli bir halı saha grubu olmalı..
çevremde yaptığım istatistikler sonucunda futbol seven ve halı saha grubu olan erkeklerin çok daha sağlıklı ilişkileri var.
çünkü bu bizim kızkıza alışverişe çıkmamız gibi onları rahatlatan, negatif uğursuzluklarını attıran bir aktivite ve bir olmazsa olmaz!!
alışverişten hiç hoşlanmayan, off kapat şu alışveriş sayfalarını, hadi çıkalım dükkandan diyen bir kız ne kadar sağlıksız ise futbolsuz bir erkek de o kadar sağlıksızdır.
işte kızlar, bu yazımda da sizinle altın bir kuralı paylaştım..
şimdi toparlayalım:
ilk date'de soracağınız en önemli sorular:
-eeee futbol sever misin?
cevap evet ise soru 2'ye geçin:
-öyle halısaha grubunuz falan var mı?
bunun da cevabı evet ise seviye tespit sınavı için hazırlıklara başlayabilirsiniz..
sakın unutmayın modernlik ve godoşluk arasında çok ince bir çizgi vardır!!!! karşınızdakinin modern mi, godoş mu olduğunu bu yazımdan sonra bir kere daha değerlendirin..

in chanel we trust

hayatında 319'dan başka oje sürmemiş hatta sürmeyi bile denememiş bir birey olarak sizlerle chanel'in yeni oje kreasyonunu tanıtmaktan onör duyarım..
keşke benim de pamuk ellerim olsaydı da sürseydim diye içimden geçirdim.. hatta gaza gelip sürmeyeceğimi bile bile bir tane alabilirim bile ama yine de siz karı milletiyle bunu paylaşmadan edemedim..
ulu isa şanel'i kutsasın, amen..
http://www.chanel.com/en_US/fragrance-beauty/Makeup-Nails-89313

akıllı telefondan monophonic'e uzanan yol..

bugün artık üzerimde nasıl bir uğursuzluk varsa 2 telefonum da aynı saat içinde bozuldu!!
cep telefonuna olan bağımlılığımı biliyordum, ama hep de bir yandan "amaan şeytan diyor ikisini de kapat kafanı dinle bir gün" diye içimden geçiriyordum.
ama iki telefonum da gittiği an anladım ki baya organ nakli yapmış gibi bir kolsuzluk, bacaksızlık hissi yaşadım.
surekli bbm'de, whatsapp'ta, facebook ve twitter'da ne kadar da popüler, sevilen bir insan olduğumu anladım ve kendimi bir an çok yanlız hissettim.
neyse iş telefonumu it'ye verdim.
sonrasında elimde avucumda kalan tek blekberimi de teknosa'ya götürdüm, başıma geleceklerden bihaber şekilde..
tabiki de müjde olarak sıradan bir telefonu tamire götürme süreci olmayacağını seziyordum ama bu kadarını beklemiyordum.
saolsun teknosa'da süper yardımcı bir çocuk denk geldi, hemen telefonumu aldı kayıt açtı falan..
bu sırada telefonumdan ayrılalı 30 saniye olmuştu ki allahım telefonsuz napıcaam şeklindeki haykırışlarım ve çocuğa "telefonunuzu kullanabilir miyim" yakarışlarım başladı.. çocuk da benim telefon bağımlılığımı anlamış olmalı ki size gecici olarak sadece sms atıp, arama yapabileceğiniz bir geçici telefon verebilirim dedi..ben de hemen olur olur olur olur diye atladım. oldukça nostaljik bir samsung'du gelen, monophonic melodiyle beni eskilere götüren.. ancak telefonu karıştırana kadar bunun bir sex telefonu olduğunu anlamamıştım..
bilirsiniz bir telefonla mesajlaştıktan sonra eğer o mesajları silmezseniz kartı çıkarsanız da mesajların karta kaydolmayan kısmı cihazda kalır. benden önceki çılgın tavşana da aynen böyle olmuş işte. henüz kimliği hakkında şüphelerim var. kadın da erkek de olabilir. zira hem gelen mesajlar hem de gönderilen mesajlar aynı numaradan gidiyor ve geliyor. sanırım kendi kendine mesaj atan bir manyakla karşı karşıyayım.. ayrıca da mesajlardan anladığım kadarıyla ya gay olmakla suçlanıyor (!) ya da birini suçluyor (!) ama herşeye rağmen oldukça da aktif bir cinsel hayatı var.. edindiğim diğer bilgiler 25 yaşında, nişantaşı'nda yaşıyor ve hemen hemen hep aynı yerlere gidiyoruz.. nedense aklıma bir an öldüren cazibe'deki glenn close geldi ama o 25 yaşında değil, dolayısıyla sorun yok?!?!
eğer bir gün yazımı okursa diye ona buradan teşekkür etmek istiyorum, gecemi şenlendirdin dostum.
ben de telefonu iade etmeden önce oldukça marjinal, ateşli, sansasyonel ve de traji-komik mesajlaşmalar yaratıp öyle iade edicem.. belki de şekilde bir community yaratırız kimbilir..